19 Nisan 2018

Vitrin Mankenleri Nasıl Üretiliyor?

Vitrin Mankenleri
Ergün Demir  ( Şanlı Manken )

halan sorar  how mannequins are made



Alışveriş merkezlerinin, mağazaların olmazsa olmazıdır vitrin mankenleri. Kimi spor kıyafetleri taşıt fit vücutları ile kimi 56 beden kıyafetleri sunar. Vitrin Mankeni tasarım üssü olan Dolapdere'de Şanlı Manken ile vitrin mankeninin zahmetli üretim süreci üzerine konuştuk.

Alışveriş merkezlerinin bekçileri gibidir vitrin mankenleri. İfadesiz şekilde, kıpırdamadan öylece dururlar. Çoğu zaman sergiledikleri ürünlerden daha fazla dikkat çekebilirler. Özellikle Mahmutpaşa mankenleri çok hüzünlü gelir bana. Eskimiş, dökülmüş boyaları ile nice özel gün arefesine şahitlik etmişlerdir. Sürekli değişen tüketim dünyasında ise mankenler tüketiciye ürünün beden ile birleşimini sunarlar. Takı mankenleri bazen sadece upuzun parmaklı bir elden oluşur. Geniş alınlı ve çeneli gözlük mankenlerinde gözlükler hep güzel durur. 56 beden mankenlerden karın kasları oldukça belirgin fit vücutlu mankenlere geniş bir skala vardır önümüzde. Değişen ürün yelpazesi yeni mankenler doğurur. Her vücut pozisyonuna giren vitrin mankenleri kimi zaman öylece durur kimi zaman koşarak poz verirler.

Peki kim üretiyor bu mankenleri? Bu sorunun cevabını bulmak için yoğun bir kentsel dönüşüm geçiren Dolapdere'ye, Türkiye'nin vitrin mankeni tasarım,imalat ve satış bölgesinde uzun yıllardır çalışan Ergün Demir ve kalıp ustası ve heykeltraş olan Seçim Coşkun ile görüştük.




Vitrin Mankeni tasarım ve üretim işine nasıl girdiniz? 

Ergün Demir: Vitrin Mankeni üretim işine Çin ve Vietnam'dan ithal edilen bir manken firmasında farklı pozisyonlarda çalışarak girdim. Ardından kendi firmamız Şanlı Manken ile vitrin mankeni tasarımı ve üretim yolculuğuna halen devam ediyoruz. Ülkemizde vitrin mankeni sektörü 50- 55 yıllık bir geçmişe sahip. Dolapdere Türkiye'nin ve birçok ülkenin manken üretim merkeziydi.

Seçim Coşkun: Ben 1991 yılından bu yana vitrin mankeni sektörü içerisindeyim. Avrupa'da fiber üretim yapıldığı yıllarda Türkiye'de alçı mankenler kullanıyordu. Kısacası alçı mankenlerden günümüze bir çok malzeme kullanarak vitrin mankenlerinin değişimine şahit oldum.


Dolapdere bölgesinde günümüzde kaç firma kaldı manken üretim yapan? 

E.D: 10-12 firma kaldı diyebiliriz.
S.C: İmalathaneler İkitelli ve Bayrampaşa taraflarına yayıldı. Orada da vitrin tasarımına devam eden firmalar mevcut. Küçük bir sektör.

Bir firma yılda ortalama kaç manken veya model üretiyor? 

E.D:  5000-10000 adet arası değişiyor diyebiliriz.
S.C:  Modeline göre de değişen bir durum. Modelin pozisyonu, hareketi imalat sürecini değiştiriyor. Kolsuz, bacaksız prova mankenleri daha kolay üretiliyor örneğin.



Nasıl aşamalardan geçiyor bir üretim? 

E.D: Müşterinin ihtiyacına göre öncelikle manken çeşidini belirliyoruz. Elimizdeki katalog ve birleşebilen parçalar oldukça fazla kombinasyon yapmamızı sağlıyor. Kafa farklı, vücut ve el gibi parçaları farklılaştırarak sayısız alternatif sunabiliriz. Önce ihtiyacı belirleyip giyim çeşidine göre türü belirliyoruz. Renk, doku vb. durumlar siparişe göre değişebiliyor.

S.C: İnsan bedeni oldukça hareketli. Her bir hareketi kalıp olarak almamız biraz zor ama belirli standart duruşlar vitrinler için ve sergilenecek ürünü göstermek için yeterli. Elimizde ortalama 300 kalıp var tüm bu kalıplara istediğimiz duruşu verebiliriz. Oturuyor mu? Ayakta mı?Koşuyor mu? tüm bu soruların cevabı müşteri ihtiyacında. Demir, tel, ahşap ve polyester gibi malzemeler ile çalışıyoruz.  Tasarım önemli bir aşama. Örneğin Orta Doğu ülkelerinde siluet yasağı olan bazı bölgelerde tel mankenler tasarlıyoruz. Vücut hatlarının belli olmadığı mankenler üretiyoruz. Kısacası sipariş aldığımız anda adet sayısına göre zaman veriyoruz. İlk döküme giriyor. Hazırladığımız sıvılar kalıplara girip elyaf işleminden sonra dökülüyor. Ardından toplama süreci başlıyor. Parça olan yerler traşlanıyor ve sonra bitirimhanede  rötuşları yapılıyor ve ayağa kaldırılıyor. Pozisyon ayarları yapılır.  Tekrar zımpara aşamasına girer ve tamamen pürüzsüz hale getirilir ve ardından astarhane 'ye girer. Astar atıldıktan sonra tekrar zımparalanır ve sonra fırına girip boyanır. Ardından kuruma odasına alınarak paketlenir. Bir adet mankenin minimum hazırlanma süresi 2 -3 gündür. Polyester malzeme neredeyse 300 saate kadar form değiştirme özelliğine sahip bu yüzden sürecin sağlıklı işlemesi için beklemesi gerekiyor. geri dönüşüme pek uygun olmayan bir malzeme ne yazık ki. Geri dönüşümcüler atık toplayıcılar dahi almıyor eski malzemeleri. Tabi geri dönüşüme uygun malzemeler tabi ki mevcut.
E.D: Kısacası tüm üretim süreci el emeği. Boyası, zımparası, kalıbı her aşaması el üretimidir.

Başka hangi malzemeler kullanılıyor üretimde?

Tel, demir, polyester, pleksiglass, plastik malzemeler, sünger, poliüretan ve aklınıza gelebilecek bir çok malzeme kullanılıyor. Sektör bazen vitrin mankenleri dışında tabut üretimi, mimari cephe uygulamaları, lunapark, çocuk oyun alanları gibi farklı sektörlerle de iş birliği yapıyor.



Sektörde neler eksik? 

E.D: Aslında bu bir zanaat. Ancak devlet desteği yok. Örneğin bir Vitrin mankenciler odası yok. İhracata çok açık bir sektör. Şu an zaten ihracat yapıyoruz oldukça fazla ancak dediğim gibi destek eksik. Böyle bir sektörün varlığını göstermek lazım. Mesela Çin'den hem kalite hem fiyat olarak çok daha iyiyiz. İlla ki Çin'de de çok iyi manken üretimleri mevcut ama bahsettiğim şey fazlaca ithal edilen ürünler.
S.C: Benim başladığım tarihlerde polyester ham maddesi oldukça uygundu şimdi ise çok daha pahalı. Bu otomatik olarak manken fiyatlarını değiştiriyor. Sektörde biraz birlik eksik ve yanlış bilgilendirmeler var. Örneği ikinci el manken satanlar da var müşteriyi kandırarak.

Firmalar ne kadar ağırlıkla manken değiştiriyor? 

E.D: Büyük firmalar neredeyse her sezon manken değiştiriyorlar.



Bu sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz? 

E.D:Bu sektöre ihtiyaç her zaman olacak. Mağaza denilen şey var oldukça mankenler olacaktır. Hatta üretilen ve satışa sunulan ürün yelpazesi genişledikçe yeni manken ihtiyaçları doğuyor. Örneğin eşarp mankeni, takı mankeni, yüzük taşıyıcısı vb. İmalat yapmayan sadece satış yapan vitrin firmaları fiyatları aşağı düşürerek aslında üretimi biraz baltalıyor. Sektör kendi kendini bitirecek gibi görünüyor.
S.C: İlerleyen zamanlarda bu işi yapan usta kalmayacak gibi görünüyor. Zor ve zahmetli bir iş. Şu an piyasada belki 150 usta kaldı diyebiliriz.  Manken ihtiyacı olarak eskiden vitrinlerde eskiden canlı manken kullanılıyordu. Canlı mankenler bir kaç saat durup çalışırlardı. Vitrin mankeninin geleceği ise belki teknolojik değişimler ile belki farklı bir boyuta ulaşacak.




Bu röportaj Artisans Dergi Şubat-Mart sayısı için hazırlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır.
Fotoğraflar : Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar

7 Mart 2018

İstanbul'un Farklı Mekanlarında Sanat Deneyimi


DAS ART PROJECT 

muhittincan
Genetiğiyle Oynanmış-Muhittincan-Ölü Taşı 2017-Fotoğraf Kredisi-Nazlı Erdemirel




Bugüne kadar Abud Efendi Konağı, Muhacir Misafirhanesi, Pera Palas, Sadık Paşa konağı gibi farklı mekanlarda sanat projeleri ile izleyiciyi tarih ve sanat dolu bir keşfe çıkaran DAS ART PROJECT ile gelecek projelerini konuştuk. 


Çisem Asya Albaş, Oğulcan Haşlaman ve Alper Turan’ın kurucuları ve küratörleri olduğu Das Art Project., bağımsız sanatçılarla çalışmak, İstanbul’un tarihi ve ikonik olarak değerli, döneminde farklı işlevler için kullanılan mekânlarını sanat alanlarına dönüştürmek, mekânla uyum sağlayacak temalar dahilinde kısa süreli sergiler düzenlemek üzere yola çıkmış bağımsız bir sanat inisiyatifi, küratöryel bir ekip.

Farklı disiplinlerde çalışan sanatçılara görünürlük kazandırmanın yanında, bir tema dahilinde onları birleştiren ve yeni üretimler için ortam sağlamayı arzulayan inisiyatifin adı da bu işlevini vurgulamak istiyor. Tek başına bir anlam ifade etmeyen, önüne geldiği nötr/cinsiyetsiz kelimeleri özelleştiren Almanca’daki “das” artikeli ile sanatta androjenliği savunuyor.


Soru: Sizleri tanıyabilir miyiz? 

DAS Art Project., üç kişiden oluşan küratöryel bir inisiyatif, Çisem Asya Albaş, Oğulcan Haşlaman ve Alper Turan olarak geçtiğimiz yıldan beri güncel sanat alanında projeler üretiyoruz. Aslında üçümüz de, üniversite yıllarımızda Türkiye'nin önemli kültür-sanat kurumlarında stajlar yaptık ve bu süreçte tanıştık. 


DAS ART PROJECT neyin eksikliği hissedilerek oluştu? 

Sanat alanında bir kuruma bağlı kalmadan, bağımsız olarak varolabilmeyi denemek istedik. Bu durum, birlikte çalışmak istediğimiz sanatçılar için de geçerliydi. Küratörlüğü öğrenmemizin tek yolu aslında bir noktada bunu projelerle hayata geçirmekti. İlk sergiyi projelendirmeye başladığımızda, böyle bir eksikliğin sanat üretimi açısından daha da geçerli olduğunu gördük. Çok kısıtlı bir bütçeyle çalıştığımız halde sanatçıların yeni eser üretmek istemeleri bunun göstergesiydi. 

Oluşturduğunuz projeler ile mekanlar arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Ortak bir dilleri var mıdır? 

Şimdiye kadar kullandığımız mekanlar -özellikle İstanbul'da yaşayanlar için- ortak bir şey söylüyor. İmaj olarak zihnimizde olan, ama içine giremediğimiz; ya da varlığından haberimizin olmadığı, ama bu şehirle ilgili hikayeler anlatan mekanlar aslında. Bu açıdan kent belleği sürekli alaşağı edilen bir şehirde eskiye dönmek heyecan verici. Mekanları sanat üretimlerini gösterecek bir arka fondan çok, tüm projenin bir parçası olarak görmek istiyoruz. (kırmızı yazılar spot)

Mekanların projeye dahil edilmesi nasıl bir süreç. Mekan sahipleri sanat projelerine nasıl bakıyor? 

Mekanların bağlı olduğu kurumlara göre süreç değişiyor aslında. Projelendirme süresince mekanın kendisi ve geçmişinin bizim küratöryel konseptimizle örtüşmesine önem veriyoruz. Her mekanın kendine özgü zorlukları var, özellikle altyapısal olarak. Tarihi eser oldukları için duvarların kullanılamaması, mimari müdahale yapılamaması, elektriğin olmaması gibi handikaplarla karşılaşıyoruz. 

Sanatçıların çalışmalarını beyaz küp dışında bir mekanda deneyimlemek sizce nasıl bir duygu? 

Sergilerimizde yarattığımız içerik, eserler ve mekanı bir bütün olarak görüyoruz. Bir atmosfer yaratmakla ilgileniyoruz aslında. Bunu beyaz küp bir alanda yaratabilir miyiz biz de merak ediyoruz. Kullandığımız mekanlar; eserler ve küratöryel bağlam haricinde de alternatif bir sergi gezme deneyimine işaret ediyor zaten. Biz bu alanlara entegre olarak, bir parçası haline gelerek bu deneyimi kurgulamak istiyoruz. 


Sanatçı seçimi nasıl ilerliyor? Sanatçılar projelere nasıl dahil olabilir? 

Kafamızın uyuşacağı insanlarla çalışıyoruz aslında; aynı dili konuştuğumuzu düşündüğümüz sanatçılarla, profesyönelliğin sıkıcı taraflarını es geçip arkadaşça diyaloglar kurmak istiyoruz. O yüzden önce tanışmakla ilgileniyoruz. Daha sonra çalışmak istediğimiz konu özelinde kimler üretim yapmış, ya da yapmak ister ona bakıyoruz. 



Sıradaki projeler neler? 


Halil Altındere'nin geçtiğimiz yıl ürettiği göçmen krizine odaklanan işlerinden oluşan Welcome to Homeland sergisi 21 Ekim'e kadar açık, şu an onunla ilgileniyoruz. Gelecek projeler ise fikir aşamasında. 



Bu röportaj Artisans Dergi Kasım-Aralık 2017 sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır.

Sanatın Teknolojik Evrimi


Oyunun Rengi Değişiyor




Teknoloji endüstrisinde yoğun olarak kullanılan bir önermeye göre yeni ve sarsıcı bir inovasyon piyasadaki ilk beş yılında yaratması beklenen etkinin altında seyreder, fakat on yıl içerisinde beklenen etkinin katbekat üzerine çıkar. Mobil teknolojiler sanatçılarla, müzelerle, sanat fuarlarıyla, müzayedelerle, sanat eğitimiyle ve hatta sanatın kendisiyle olan etkileşimimizi radikal biçimde değiştirdi ve yeniden tanımladı. Teknoloji neyin sanat olduğu, neyin olmadığına dair algılarımızı bile genişletti; yeni medya üretimleriyle yeni alanlar yaratılmasını sağladı. Belki de global online sanat piyasasını 2016’da 3,75 Milyar Dolar seviyesine çıkaran da bu önerme oldu. Biz de 2017 başında faaliyetlerine başlayan online sanat galerisi SanatBulur.com’un kurucularıyla Artisans Dergi için bir araya geldik.

SanatBulur.com’u kurarken nasıl bir amaçla yola çıktınız?

SanatBulur.com için yola çıkmamızdaki ilk etken sanatsever olarak kendimizin sanat eserlerine erişimde yaşadığımız sorunlar oldu. Sanat piyasası Türkiye’de belirli büyük şehirlerde yer alan sınırlı sayıda galeri ve sınırlı sayıdaki sanat alıcısı etrafında konumlanmış durumdaydı. Bu durum sanatçılar için de eserlerini daha geniş kitlelerle buluşturma noktasında bir bariyer teşkil ediyordu. Hızla değişen dünyada biz de hem sanatseverlerin hem de sanatçıların fiziksel galerilere ulaşma, sanat eseri edinme, bu konuda bilgilenme ve orijinal sanat eserleri alarak geleceğe yatırım yapmalarının önündeki engellerin online ortamda aşılabileceğini görüp SanatBulur.com’u hayata geçirdik.

-        Sizi fiziksel galeri ve online satış yapan sitelerden ayıran özellikler nelerdir?

SanatBulur.com’u fiziksel galerilerden ayıran en temel özellik sanatçıların kendi portföylerini özgürce yönetebilmeleri ve belli bir lokasyona bağlı fiziksel galerilerdense tüm dünyada satış yapabilmeleri. Mevcuttaki online platformlar fiziksel galerilerin online uzantıları durumunda. Sanatçılar kendi portföylerini yönetirken özgür değiller ve kurumlara bağlayıcı sözleşmeleri var. Biz burada sanatçının kendi sürecini eser seçimi ve fiyatlandırma noktalarında tamamen kendisinin yönetmesine olanak sağlıyoruz.

-        Sanatçılar sisteme nasıl kayıt oluyorlar? Sundukları çalışmaların özgünlüğünü ve yeterliliğini kontrol eden mekanizma nedir?

Sanatçılar üye girişi yaptıktan sonra banka hesap bilgilerini girerek sanatçı başvurusunda bulunuyorlar; ekibimiz bu başvuruları kontrol ediyor ve başvuru onaylanırsa sanatçının tüm süreçleri yönetebileceği paneli aktif hale geliyor. SanatBulur.com teknik açıdan bakıldığında sanatçı ve sanatseveri online ortamda bir araya getiren bir platform; güvenli ödeme altyapısı sayesinde sanatsever tarafından bir eser alımı gerçekleştiğinde ödeme, eser sanatsevere ulaşana kadar bekletiliyor. Sanatsevere doğru eserin, tam olarak istediği şekilde ulaştığı bilgisi alındığında ödeme onaylanıyor ve SanatBulur.com tarafından sadece satış işlemlerinde aldığımız %20 komisyon kesilerek sanatçıya ödemesi sistem tarafından gönderiliyor. Bu şekilde hem sanatçıyı hem de sanatseveri korumuş oluyoruz. İşlerin özgünlüğü konusuna gelecek olursak; biliyorsunuz son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle istenmeyen durumların ortaya çıkma ihtimali arttı. Bir kişi dünyanın herhangi bir noktasında gördüğü eseri birebir kopyalayarak sergi ve galerilere girebiliyor hatta yarışmalarda derece alabiliyor. Belki beş sene öncesinde bu durumun ortaya çıkması çok mümkün değildi; fakat artık öyle bir noktaya geldik ki, herhangi bir sosyal medya kullanıcısı çıkıp “bakın bu eser şu sanatçıdan çalıntıdır,” diyebiliyor. SanatBulur.com’da tüm sanatçıların yükledikleri eserler düzenli olarak görsel arama teknolojisi sayesinde internette bulunan fotoğraflarla kıyaslanıyor, bu süreçten geçemeyen eserler de ekibimiz tarafından kontrol edilip, esinlenmeyi aşan bir durum olması halinde müdahalede bulunuluyor.

-        Sizden eser alan kitle kim? Galeriden eser alan kitleden farklı bir kitle mi?

Galerilerden satın alan kesimden çok daha geniş bir kitleden sipariş alıyoruz. Öncelikle galerilerde satılan eserlerin fiyatları alıcı kitlesini de oldukça daraltıyor, aynı zamanda bu ortamlardan eser almak, hatta fiyatını sormak isteyen sanatseverler açısından bazı görünmez kültürel bariyerler de söz konusu. Bir diğer yandan satın alma alışkanlıkları çoklu kanalda ilerleyen ve sayısı Milenyum jenerasyonuyla birlikte artan yeni bir sanat alıcısı kitle var. Bu kitle artık bir galeriye girdiğinde beğendiği bir eserin ve künyesinin fotoğraflarını çekiyor ve galeri yetkilisine tek kelime etmeden çıkıp gidiyor. Bu da bizi artık herhangi bir eser satınalması gerçekleştirmeden önce online platformlarda fiziksel ortamda gördüğü eserle, sanatçıyla ve o tarza sahip diğer sanatçılarla ilgili araştırmasını yapan yeni bir sanat alıcısı profiline götürüyor. SanatBulur.com’dan eser alan kitle de teknolojiyi iyi kullanan, ağırlıklı beyaz yakalı gençlerden ve çocuk sahibi genç çiftlerden oluşuyor. Şehir dışında yaşayan annesine doğum günü hediyesi alan müşterimiz de var, yeni doğan çocuğu evde bir sanat eseri kültürüyle büyüsün diye eser alan da var.

-        Satış sonrası alıcı tarafında sağlanan destek nedir; özellikle heykel, yerleştirme gibi çalışmalar için?
SanatBulur.com olarak sanatçı ve alıcı arasında bir köprü kuruyoruz. Açıkçası bir online satış platformu olsak da satışını yaptığımız madde hem sanatçının hem de sanatseverin gönül bağı kurduğu bir sanat eseri. Bu anlamda işine aşkla bağlı olan sanatçıya, eserini istediği şekilde ulaştırma özgürlüğünü vermek durumundayız. Bunun yanı sıra şu anda üzerinde çalıştığımız ve 2018’de hayata geçirmeyi planladığımız ek hizmetlerimiz sanat eseri ekspertizi ve eser sigortalatması üzerine partnerlikler kurma şeklinde ilerliyor.

-        Teknolojinin hızlı gelişimi sanatçı, sanatsever ve diğer paydaşları nasıl etkiledi? Sanat alımlarında farklı yollar mı açılıyor?

Geleneksel olarak sanat pazarındaki dijital alan şimdiye kadar sadece online satış platformları şeklinde tanımlandı. Bu alanı tüm sanat alıcılarını ve sanatseverleri çevreleyen bir dijital iletişim ortamı olarak tanımlamak daha doğru olur. Bu alan bazen Instagram’da yer alan Bienal görselleri olarak vücut buluyor, bazen de sergi alanlarındaki işlere hayat veren Arttırılmış Gerçeklik Uygulamaları ya da Youtube veya Netflix’ten erişebildiğiniz sanat belgesellerine dönüşüyor. SanatBulur.com olarak özellikle yatırımlarımızı Sanal Gerçeklik’te gezebileceğiniz online sergilerimiz ve dünyanın hızla gelişen son teknolojisi Blockchain üzerine yapıyoruz. Blok Zinciri olarak tercüme edebileceğimiz bu teknolojinin bir sanat eserinin sanatçının elinden çıkıp galeri, sergi, koleksiyoner ya da sanatsever gibi paydaşlara ulaşana kadarki tüm süreçlerini belirleyebilmesi açısından önümüzdeki beş yıllık süreçte sanat piyasasını derinden etkileyeceğini düşünüyoruz.

-        Türkiye’de ve dünyada online sanatın tüm sanat piyasasındaki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Dünyada 2010 yılının başlarından itibaren SanatBulur.com modeliyle çalışan online platformlar doğmaya ve gelişmeye başladı. Benzer dönemlerde Christie's ve Sotheby's gibi hantal olarak nitelendirebileceğimiz köklü müzayede kuruluşları bile teknolojik dönüşümlerini hayata geçirdi. Şu anda globaldeki sanat piyasasına baktığımızda online satışların tüm satışlara oranı son beş yılda ciddi bir şekilde artarak %8’ler civarına ulaştı. Bu hem dünyayı görebilmemiz hem de Türkiye’nin de içinde bulunduğu doğu bloğunun online sanat alanında ne kadar geç kaldığını fark etmemiz açısından oldukça önemli bir oran. Şunu da belirtmekte fayda var; online sanat olarak tanımladığımız kavramın sadece online ortamda var olan kuruluşlarla bir noktaya gelmesi oldukça zor; bir an evvel fiziksel mekanların teknoloji dönüşümlerini başlatması, gelişen ve değişen dünyadan geri kalmamaları gerekiyor.

-        Online sanatın geleceği hakkında öngörüleriniz neler?

Sanal Gerçeklik ve Blockchain teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler tüm sektörlerin iş yapış şeklini değiştirmeye başladı fakat bizim inancımız bu teknolojiler tarafından sağlanan etkilerin görselliğe ve şeffaflığa diğer tüm alanlardan daha çok ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz sanat piyasasında daha erken hissedileceği yönünde. Biz herkesin kendi sanat koleksiyonunun küratörü olabileceği, mekanlara bağlı kalmadan tüm dünyadaki paydaşlarla koleksiyonunu sanal olarak paylaşabileceği ve global kripto para birimiyle ticaretini gerçekleştirebileceği, bir eserin üretildiği andan itibaren tüm yolculuğunun şeffaf olarak takip edilebileceği bir gelecek öngörüyoruz.

-        Peki siz globale açılma anlamında bir çalışma yapıyor musunuz?

Globale açılmak sanat piyasası özelinde baktığımızda yereli küresel pazara, küreseli ise yerel pazara ulaştırabilme gücünüzle doğrudan ilişkili. Bugün ABD, Avrupa ve Çin pazarlarından çıkıp globalde satış yapan online platformlar mevcut; fakat her biri kendi bölgesindeki sanat kültürüne bağlı kalarak hareket ediyor. Örneğin Amerika’dan çıkarak Asya kültürünü dünyaya ulaştırmak doğru ve yerinde bir hamle değil. Globaldeki başarı bu toprakların kültürünü dünyadaki sanat alıcılarına ulaştıracak ve dünyadaki sanatçıları da buradaki sanatseverlerin erişimine açacak bir modelde yatıyor. Hiscox, Tefaf ve Deloitte gibi köklü şirketlerin her yıl yayınladıkları online sanat raporlarından çıkan sonuçlar Türkiye, Türk-i Devletler ve Orta Doğu bölgelerini kapsayan global online bir oyuncunun önümüzdeki beş yıl içerisinde pazardan ciddi bir pay alacağı yönünde yorumlanıyor. Bu oyuncunun yaklaşık $179.000’lık gayri safi milli hasılaya sahip Katar’dan ya da fosil yakıtlara olan ihtiyacın azaldığını görerek teknoloji girişimlerine ciddi yatırımlar yapmaya başlayan Birleşik Arap Emirlikleri’nden çıkmasındansa sanat kültürünü çok daha uzun yıllardır oturtmuş ve dünya pazarlarına hâkim konumdaki Türkiye’den çıkması çok daha muhtemel. Bizler de 2018 yılı itibari ile yayına almayı planladığımız FindsArt.com adındaki global markamızla bu oyuncunun Türkiye’den çıkmasını sağlamak için gerek sanat piyasasındaki gerekse de iş dünyasındaki paydaşlarımızla ortak bir çalışma içinde hareket ediyoruz.




Bu röportaj Artisans Dergi Kasım-Aralık 2017 Sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 



Sanat ile Devam Eden Bir Hayat ; Mahmut Nuvit Doksatlı


Sanat ile Devam Eden Bir Hayat
Mahmut Nuvit Doksatlı

Mahmut Nuvit Doksatlı , Fotoğraf : Hakan Sorar, 2017

Eğer sergileri, açılışları takip eden bir sanat izleyicisi iseniz, onun adını duymamış ya da açılışlarda karşılaşmamış olma ihtimaliniz çok azdır. Mahmut Nüvit Doksatlı enerjisini tamamen sanata harcayan bir sanat adamı.

Mahmut Nüvit enerji kaynağı sanat olan gerçek bir sanatsever. Her sergiyi, atölyeyi, konuşmayı yakından takip eden, ofisini aynı zamanda çeşitli sanatsal sunuşlar için bir buluşma merkezi gibi kullanan sanat aşığı bir isim. Onunla her buluşmamızda kendisinden sanata dair güncel haberler aldığım gibi geçmiş anılarını dinlemek de bana her zaman keyif verir. Döneminin sanatçıları ile kurduğu oldukça yakın bağ ve aktardığı her anı, ülkenin sanat adına gidişatını özetleyen ders niteliğinde. 

Mahmut Nüvit Doksatlı,  Bauhouse stili bir okul olan Tatbiki Güzel Sanatlar okulu içmimarlık bölümü mezunu bir içmimar. Kendi hocaları Cihat Burak, Mümtaz Işıngör, Güler Güngör Gülsün Karamustafa, Balkan Naci İslimyeli, dışında Adnan Çoker, Özdemir Altan, Devrim Erbil, Nur Koçak, Seyhun Topuz, Füsun Onur, Candeğer Furtun, Koray Ariş, Komet, Mustafa Ata, Yusuf Taktak,  Serhat Kiraz gibi akademiden kıdemli isimler ile oldukça yakın bağ kurmasını sağlıyor. Kuvvetli çizim becerileri dışında iyi bir izleyici ve okuyucu olmanın verdiği bilgi birikimi ile sergi metinleri, günceler, kitapların yazımına büyük katkılar sağlıyor. 1976 lardan günümüze Türkiye'deki sanatın ilerleyişine ettiği şahitlik, onu göz ardı edemeyeceğimiz bir sanat bilirkişisi olarak adlandırmamızı sağlıyor. Yakın zamanda moderatörlüğünü üstlendiği "ortak noktası Türk Sanatının dünyada dolaşım sorunlarını irdeleyen, sanat tarihi sözlü tarih belgeseli ile, sanat tarihinin kırk yıllık bir zaman diliminde ki gözlemci tanıklığı, siz bu satırları okurken Youtube a yüklenmiş olacak. Ayrıca bu söyleşiyle ‘2017 GÜZÜ, Kültür Endüstrisinin Dökümü’ kitabının çalışmalarını bölmüş olduk.


Çok yönlü hayatınızda sanat hep ön planda. Sanat adına kendinizi ne olarak
    tanımlıyorsunuz? 

Sanat-evet-hayatımda hep ön planda idi. Çocukluğumda boyalarla oynar, kitap okumayı sever, kendi kendime oyunlar sahnelerdim ve yetişkin olunca da hep bu temayüllerim ve yeteneklerimi gerçekleştirdim. Tiyatro yaptım, yeteneklerimle güzel sanatları kazandım birçok özel mimari içmimari ve şehircilik projeleriyle iştigal ettim ve 20’li yaşlarımdan beri de sanat üzerine yazıyorum. Sanatı pratike etmem sanat sorunlarına içerden bakmamı sağladı bu da diğer sanatçıların çok özel dünyalarında bana da özel bir yer sağladı. Kendimi sanat ‘şeyi’ olarak tanımlıyorum. Yani her şeyi. Son iki yıldır sanatçı danışmanlığı yapıyorum. Beraberce sanat strajeleri üzerine çalışıyoruz. Bir nevi emprazaryoluk. Paralelinde sergiler yapmak, arşivler üzerinde çalışmak ve hakkında yazılar yazmaktan zevk alıyorum. Şeker Ahmet Paşa gibi sergilerde teşrifatçılık yapıyor, davetli listesi hazırlıyor, sergilerin daha iyi olması için gayret ediyorum. Sanatta tarafların buluşması için gayret ediyorum. Eserlerin uygun koleksiyonlarda yer alması da buna dahil.

3-Okul hayatından bugüne hangi sanatçılar ile yakındınız? 

Sanatın merkezinde 60 kişilik bir listem var. Fakat bunların ancak 15 tanesiyle çok yakın ilişkim oldu diyebilirim. 40 yıldır da bu ilişkilerin muhafaza edildiğini düşünecek olursanız en küçüğü 55, en büyüğü 90 yaşında bir skaladan söz ediyoruz. Tabi 55 yaşındakilerle 30 yıldır beraberim ama 40 -50 yıl devam etmeyeceğini kim bilebilir. Sanatçılar gözümün önünde sevdiler, terkedildiler, evlendiler, boşandılar, hastalandılar, hayal kırıklığına kapıldılar, emekli oldular, mücadele ettiler. Hayatın içinde her şeyi sanatçılarla paylaşan bir figür belki de dünyada geçmiş yüzyılda kalmış bir örnek. Bu gün etrafımda böyle bir örnek yok. Daha doğrusu Türkiyede benim dışımda böyle bir örneğe rastlamanız da olası değil. Bir miktar Sezer Tansuğ’un, kendini, ait olduğu ve beraber mücadele ettiği bir sanatçı grubuyla hareket ederken teşhis etmiştim. Bu gün daha çok sanatçının ne yapması gerektiğini söyleyen sanatçıyla kavga eden, küsen, sanatçıyı ucuza kapatıp pahallıya satmaya çalışan figürler dolaşıyor ortada. Bir de sanatçıyla fotoğraf çektirerek samimiyet tesis ettiklerini düşünenler var. En azından ilişkiler oldukça mesafeli.

4-Çok kuvvetli bir çizim yeteneğiniz var siz neden bir sanatçı olmadınız?

Olmadığım söylenemez. Kuvvetli bir eğitim aldım ve hep eser ürettim. Mimari güzel sanatların bir dalıdır. Ama kastınız işe yaramayan bir sanatsa evet kendimi öyle ifade etmedim. Hayatta hep ne istediysem onu yapma lüksüm oldu. İşe yarayan ve yaramayan eserler arasında gidip geldim. Şimdi sanatta kırk yılımı özetleyen bir sergiye hazırlanıyorum bu sergide topluca bu git-gellerimi hep beraber değerlendireceğiz.

5-İç Mimari projelerinizi yönlendiren sanat eserleri oldu mu hiç? (var olan bir esere uygun mekan tasarımı vb?) 

Daha önce yapılmış bir röpörtajda sadece kendisine hizmet eden duvarlar yaptığımdan bahsetmiştim. Kendi kurduğum konstrüksüyonun  sadece kendine hizmet ettiğini düşünüyorum. Bunun dışında bazı işlerimde Seyhun Topuz’u, Osman Dinç’i, Yusuf Taktak’ı,  kuvvetle düşündüğümü ve yerleştirdiğimi söyleyebilirim ama dekorasyon amacıyla değil konstrüksüyonun devamı olarak bir form dünyasını paylaştığımıza inanarak


6-Kendi eğitim döneminiz ve şimdiyi kıyaslayınca neler söylersiniz? 

Şimdi bir kitap hazırladığım için özellikle bu konuları masaya yatırdım. Kültürel devamlılık benim için çok önemli. Kısaca özetleyecek olursam, dünya büyük bir hızla değişiyor. Bunda zamanın hızlanmasının da çok büyük etkisi var. ‘An’a kitlenen ve geçmişle bağlarını koparan bir ‘şimdi’ci nesil için değişik vesilelerle geçmişi hatırlatacak etkinlikler yapılıyor. Müze, bienal gibi kurumlarının gündeminde hep bu var. Bu seneki sergilerin ortaklaşa temaları bu konuyu kendine dert edinmiş görünüyor.


7-Kurumların genç sanatçılara yönelik yaklaşımlarını nasıl buluyorsunuz? Sanata ve sanatçıya destek için geçmişe bakınca neler yapılmalı neler yapılmamalı ?

Kurumlardan, eğitim kurumları, devletin kültür yapılanmasını, belediyeleri, müzeleri, vakıf ve benzeri kurumlarını anlıyorum. Çerçeveyi böyle çizersek burada en sorunlu yapı devlet, belediye ve sanat eğitimi ile ilgili kurumları sayabiliriz. Sanat eğitimi veren kurumların sayısı ve çeşidi belirsiz. Bir devlet politikası olarak bu okullar, sayabildiğim 86 adet sayamadığım daha fazla yurt sathına yayılmış vaziyette açıldı. Eğitim kaliteleri çok da gözetilmeden…. Zaten bu kadar çok okula nereden eğitim kalitesi yetiştirilecekti ki. Eğitim çok kötü yapılandı. Amacı da sanatçı bireyler yetiştirmek değil, bu okulların kurulduğu illerin ilçelerin ahalisine bu gurbetçi öğrencileri bir gelir kapısı gibi sunmaktı. Tabi en tepeye siyasi iktidarın denetiminin buyruğunda bir yapı kurulmaya çalışıldı. Buna rağmen bu siyasete uygun insanlar yetişmediği de anlaşılınca bu okulların kariyer yapılanması bıçakla kesilir gibi kesildi. Bu gidiş devlet okulların açıldığı gibi kapanmasına kadar gidebilir. Özel okulların önünde ise malum sadece diploma isteyen öğrenciler yığıldı. Hocaları da ona göre giderek -kabul ederlerse- ekonomik yapının pazarlığa açık yapısına uygun olarak yerlerde sürünen maaşları alarak işlerini yapmayı kabul edecekler. Okul ve öğrenci sayısının artması ve devlet okullarının yaygınlaşmasıyla beraber öğrenci profili de değişti. Fakir ailelerin, sanatçı adayı çocukları, kendi dünyalarında kendi yalnızlıklarıyla mücadele ediyorlar. Bundan çok etkileniyorum. Keşke daha fazla burs imkanları olsa. Öte yandan 2018 yılı Tasarım Bienaline giden yolda eğitim sorunları bütün dünyada kamuya açık tartışılacak (Okulların okulu) umarım bu tartışmalara herkes katılır ve sonuçları herkesin ortak iyiliğine olur. Belediyeleri ise hiç ayırt etmeden soruyorum: Acaba gerçekten çağdaş kriterlerle yönetilen bir müzeleri-hadi müzeyi bırakın-bir sergi salonları var mı?
Bir tane örnek yok. Siyasi partiler de sadece popüler kültürle ilgileniyorlar. Bu güne kadar Ecevitin dışında duvarlarına resim asan bir başbakanımız olmadı cumhuriyet tarihimizde. Yine de sanatçının izlediği çok özel ve gizemli bir yol var hayat içinde taşların arasından beklenmedik bir anda kafasını uzatan harkulade bir çiçek gibi. İşte bu çok özel ve gizemli yola inanmaya devam edeceğim.




9-Ofisinizi aynı zamanda bir sanat merkezi olarak kullanıyorsunuz. Bu
    deneyim merkezinden biraz bahsedebilir misiniz? 

Kendi yaşama biçimimi paylaşıyorum sadece, bir şey olması için gayret etmiyorum. Belki biraz kültür kurumuna benziyor. Bir odası tamamen Arşiv ve kitaplar, gününe göre sunduğum sanatçıların eserleri, sanatçılar, sanat yazarları, sanat sever ve koleksiyonerlerin buluşması ve beraber geçirilen saatler sizde bu duyguyu uyandırmış olabilir. Sanat meseleleri üzerine bazen tek başına bazen de beraber kafa yorduğumuz bir yer orası. Tabi gerçek bir merkezim olsun isterdim. Yapmayı istediğim pek çok şey için enerjim yetse bile olanaklarım yetmiyor bazen.

10- Gelecek projeler neler?

Şu an kendi 40. Sanat yılımla ilgili bir sergi hazırlıyorum. Ayrıca tasarım üzerine hazırladığım kitabı bastıracağım hem de sergisini yapıp kendi sergimle beraber yurt sathında seçilmiş bazı okullara o sergiyi gezdireceğim kitabın da lansmanı olur. Her seferinde yanıma üzerinde çalıştığım bir tasarımcıyı alıp o gittiğimiz okulda tasarım ve sanat üzerine konuşulsun istiyorum. Yine yukarda bahsettiğim üzere sanat endüstrisinin durumu üzerine bir döküm hazırlıyorum herkesin kullanacağı bir durum tesbiti olsun isterim. Ara Güler için bir kitap hazırladım gerçi çok yapıldı ama bu da çok güzel Ara Güler’in beğendiği bir kitap olacak. Türkiyede eleştirel sanatla ilgili bir kitap yapmayı çok istiyorum. Şimdiye kadar yazdıklarımı toparlayacak bir kitap. Türk sanatının bu çok özel başlığı tüm dünyayı da ilgilendirir diye düşünüyorum. Sanatçı monografileri var yapmayı çok istediğim başladığım hatta.
Sergi projelerim var. Belgeselerimin devamını çekmek istiyorum. Daha ne olsun? Bir ömre daha ihtiyacım var yada elimi çok çabuk tutmalıyım.

Bu röportaj Artisans Dergi'nin 7. Sayısı olan Kasım-Aralık sayısında yayınlanmıştır. İzinsiz kullanımı yasaktır. 


''DÜNYA SANAT GÜNÜ İZMİR'18''


EGE BÖLGESİ GÖRSEL VE PLASTİK SANATLAR DERNEĞİ
''DÜNYA SANAT GÜNÜ İZMİR'18''
ULUSLARARASI KATILIMLI DİSİPLİNLER ARASI KARMA SERGİ
06-28 NİSAN 2018

          2011 yılında Meksika’nın Guadalajara kentinde yapılan UNESCO A.I.A.P/17. Dünya Sanat Dernekleri Genel Kurulu’nda Türkiye’yi temsil eden UPSD (Uluslararsı Plastik Sanatlar Derneği)’nin önerisiyle, Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan, ‘‘Dünya Sanat Günü’’ olarak ilan edilmiş ve ilk olarak 2012 yılında ülkemizde de kutlanmaya başlanmıştır.
          Ege Bölgesi Görsel ve Plastik Sanatlar Derneği olarak, Dünya Sanat Günü dolayısıyla bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz 06-28 Nisan 2018 tarihleri arasında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde, İzmir Büyük Şehir Belediyesi'nin katkılarıyla, Serdar Yörük küratörlüğünde, 107 sanatçının katılımıyla gerçekleşecek resim, heykel, fotoğraf, seramik, tekstil, enstalasyon, video vb. 150'den fazla eserden oluşan seçkimizi sanat severlerle paylaşmaktan gurur duyarız.
          Bu yıl sergimizde İzmir, İstanbul, Ankara, Bursa, Uşak, Muğla, Mersin, Sakarya, Eskişehir, Konya, Kayseri, Gaziantep, Antalya, Ordu, Hakkari, Bolu gibi illerimizde üretim yapan, ayrıca Japonya, Rusya, Azerbaycan, Mısır, Kosta Rika, İrlanda, Litvanya, Belçika, Almanya,  ve İranlı usta, akademisyen ve genç sanatçıların eserlerine yer verilecektir.  Sanatın farklı disiplinlerinden üretim yapan, alanlarında yetkin sanatçıların oluşturduğu disiplinlerarası karma sergimize tüm sanat severleri bekliyoruz.
Saygılarımla.
Sergi küratörü Serdar YÖRÜK

ahmet rüstem ekici


İLETİŞİM
Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi
Mithatpaşa Caddesi No: 1087  Güzelyalı / İZMİR
İnternet Sitesi www.aassm.org.tr
Halkla İlişkiler: 0 (232) 293 38 18 - 19 - 20
E-posta: iletisim@aassm.org.tr

14 Ocak 2018

Simurg Şem-ü Pervane

İkincikat Tiyatro’da 11 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşecek olan, sanatçımız Elif Tutka’nın   ‘Extinct or not extinct’ adlı sergisinin, genç tiyatrocu Adnan Devran’ın Feridün-i Attar’ın ‘Mantık-al Tayr’ isimli eserini temel alarak yazdığı “Simurg Şem-ü Pervane” adlı oyun okuması, sanatın iki farklı dalı olan Resim ve Tiyatroyu aynı zaman ve mekanda gözler önüne seriyor.



Sanatçı Elif Tutka’nın eserlerinde, varoluşu ve nedenlerini sorguladığı bir dönemde, varoluşun bir kanıtı olarak gördüğü doğayı ve yok oluş hikayelerini kendi üslubu ile harmanlayarak izleyiciye sunuyor. 

Adnan Devran’ın bu eserinde kuşların Simurg’a yolculuklarını anlatmaktan çok, kuşların temsil ettiği bir neslin 7 asırlık hikayesi anlatılır. Hikayeyi 7 asırlık geleneğin son tohumu olan Simurg’un babası anlatmaya başlar. Daha sonra hikaye kendini anlatmaya devam eder. Oyunun gelişme bölümlerindeki ana fikir; kendini başkalarının akıbeti için feda edenlerin ve bunun için yananların küllerinden doğan güzel bir geleceğin umuduna adanmışlıktır. Bu noktada Elif Tutka’nın eserleri bu oyunun masalsı dünyasının bir yansıması olarak sahnede izleyiciyle buluşmaktadır. 



Bu projenin en ilgi çekici yanı sanatın doğru parçalarını doğru şekilde birleştirerek bir yap-boz gibi yeni bir performans şekli ortaya koymaları oldu.

Sergi ve Okuma Tiyatro Performansı 11  Ocak 2018 20:30’da Karaköy İkincikat Tiyatro’da sergilendi. 



Oyunun adı : Simurg Şem-ü Pervane
Sergi adı : Extinct or not extinct 
Yazan - Proje Direktörü: Adnan Devran
Ressam : Elif Tutka
Dramaturgi: Dilek Tekintaş 
Müzik: Kaknüs Ensemble
Müzik Direktörü :Burçak Çöllü
Işık Tasarımı : M.Ali Dönmez
Sahne Tasarımı: Adnan Devran , Elif Tutka
Oyuncular:
Aziz Caner İnan
Eylül Su Sapan 
Mert Denizmen
Yunus Emre Yıldırımer
Sezer Arıçay
Ilgıt Uçum
Dilara Topuklular
Kürşat Demir

Melissa Yıldırımer
Hasan Şahintürk
Copyright © 2015