22 Temmuz 2017

Giyilebilir Sanat Üzerine

Artisans Dergi - Giyilebilir Sanat ve MÜÜ 


giyilebilir sanat



Tanımı oldukça geniş  bir alana yayılan giyilebilir sanat;  moda,sanat ve zanaat birleşiminin sanatsal kaygı ile ortaya çıkardığı ürünleri kapsayan sanatsal bir akımdır. 

Moda tanımından uzak olan giyilebilir sanat kimi zaman heykel formları gibi karşımıza çıkabileceği gibi kimi zaman sadece çeşitli malzemelerin örgü ve dikim, birleşim teknikleri ile karşımıza çıkabilir. Üretiminde canlı bedenini referans alan örnekler 1930'lu yıllarda en çok takı olarak karşımıza çıksa da avant-garde sanatçıların tuval yerine farklı malzemeler kullanıma yönelmeleri ile kıyafet olarak karşımıza bir çok örnek çıkarıyor. Varvara Stepanova ,Giacomo Balla,Ferdinand Leger gibi sanatçılar çizimlerini yansıtan giyilebilir parçaları üzerine oldukça kafa yormuş sanatçılardan sadece bazıları. Çeşitli sanatçılarla evrilen bu akım 1983 yılında New York American Craft Museum'da ilk defa "Art to Wear: New Handmade Clothing" isimli sergi ile sadece giyilebilir parçalar üzerine satışa sunuluyor. Yine o yıllarda New York'ta Julie Dale giyilebilir sanat adı altında "Artisans Gallery" açarak tekstil ürünü ve takılardan oluşan parçalara yer veriyor. Günümüzde ise olağan üstü şovları ile bir çok modacının defile kurgularını sanattan ayırmamız neredeyse olanaksız. Moda ve sanatın işbirliği kaçınılmaz. 





Sanat sürekli yeni olanın arayışı içerisinde ve neredeyse tüm disiplinler ile işbirliğinden heyecan verici yenilikçi ürünler çıkarabilen bir ateşleyici. Son 10 yılda  önde gelen moda markaları belirli dönemlerde Dünya'ca ünlü sanatçılar ve tasarımcılar ile işbirliği yaparak ortaya oldukça ilgi çeken ürünler çıkarıyor. Yeni koleksiyonlarını sanatçılar ile olan işbirlikleri ile tanıtarak disiplinler arası desteği ve yaratıcı ruhu ortaya çıkarıyorlar. 







Günümüzde vintage, ikonik tasarımlar oldukça talep görüyor. Fazla sayıda üretilen ürünlere doğru şekilde korunabilmişler ise kolayca ulaşılıyor . İş sanatsal boyutu daha ağır olan ve tek parçalara geldiğinde ise durum değişiyor. Bir sanatçının ürettiği tek ya da edisyonlu ürünler o sanatçının gelişimi ve kazandığı değere eş oranla değerleniyor. 1930- 1960 arası daha çok takı olarak karşımıza çıkan giyilebilir sanat akımı günümüzde bir çok sanatçıya ilham veriyor. Bu sanatçılardan bir tanesi çalışmalarını çoğunlukla tekstil ürünleri kullanarak üreten Merve Üstünalp. 







Merve Üstünalp'i daha çok kadın, eğitim, toplumsal bellek, var olma gibi konuları dert edinen ve bu temasını işlerken el emeğinden faydalanan bir sanatçı olarak tanıyoruz. Tuval yerine daha havada asılı duran,uçuşan bezlere çeşitli teknikler ile boyamaları ardından, katman katman kumaş işlemeleri ve ayırt edici dikiş izleri onun üretiminde teknik olarak öne çıkan detaylar. Her serisini belirli bir tema üzerinden üreten Merve Üstünalp'in giyilebilir sanat çalışmalarına baktığımız zaman aslında konu ve teknik olarak kişisel sanat üretiminden çok uzaklaşmadığını görüyoruz. 











"Sanatsal bakış her yerde olmalı, giydiklerimiz karakterimizi,beğenilerimizi yansıtmalı" düşüncesi ile yola çıkıyor Merve Üstünalp ve "Giyilebilir Sanat" sloganıyla 2015 yılında MÜÜ markasının ilk temellerini atıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü mezunu olan sanatçı, tasarımlarının konularına Japon Shunga sanatı, kült kitap karakterleri,mitolojik hikayeler ile başlayıp,daha sonra ilgi alanına farklı konuları dahil etti. Kullanıcılarına kendini farklı hissettiren MÜÜ tasarımlarının özelliği; tamamı el yapımı ve sadece tek adet olmasıdır." diyor Merve üstünalp. 









Giyilebilir sanat yaklaşımını edisyonlara benzetmek ulaşılabilirliği açısından mümkün. Her ne kadar sanatçı her ürününü yeni bir konu üzerine oluştursa da kimono, sweatshirt, tshirt üzerindeki kurguyu, diğer  çalışmalarından çok fazla ayrışmadığını hissediyoruz ve kim bilir belki bir gün ulaşılabilir fiyatlar ile sahip olduğumuz bu sweatshirt, tshirt ve giyilebilir diğer sanatsal ürünler oldukça değerli olacak! 




Konu ilgi çekici geldi ise Wearable Art - Giyilebilir Sanat üzerine bu kitaplara ve 2011-2012 yılları arasında Canterburry Müzesinde gerçekleşmiş kapsamlı giyilebilir sanat sergisine göz atabilirsiniz! 





Artisans Dergi'nin 4. sayısında yayınlanmıştır. 


20 Temmuz 2017

3D Printer Nedir?

Artisans Dergi - 3Dörtgen, Doğukan Güngör ile 3D Yazıcılar Üzerine





Hemen her gün sosyal medyada 3D yazıcıların kapasiteleri hakkında bazı haberlere, videolara rastlıyoruz. 3D printer ile üretilmiş kulak, ev, köprü vb. çılgın teknolojik gelişimler, üretimin teknoloji ile birleşiminde bilim kurgu gibi görünen, ürkütücü bir o kadar da hayran bırakıcı yüzünü gösteriyor. 

Ortaya çıkışı 1980'li yıllara dayanan, teknolojinin gelişimi ile günümüzde masa üstü kullanıma uygun hale gelen 3D Yazıcılar geleceğe yönelik avantaj ve dezavantajları ile çok şey vadediyor. Dünyanın ilk konsept 3 boyutlu yazıcı mağaza ve kafesi olan 3DÖRTGEN Pazarlama İletişimi Yöneticisi Doğukan Güngör'den 3Dörtgenin oluşumu ve 3D yazıcıların geleceği hakkında bize bazı bilgiler verdi. 


2013'te açılan 3Dörtgen Dünya'nın ilk konseptli 3D Yazıcı mağazası. Konsept mağaza 3 boyutlu yazıcı satışı, showroom, kafe ve teknik hizmet alanlarına sahip. Çok amaçlı hizmetteki amaç 3dörtgen'i yaşayan bir yer haline getirmek. Kullanıcısına sunduğu alanı bir "maker space" olarak tanımlayan Doğukan Güngör, oldukça aktif bir atölye ve etkinlik takvimleri olduğundan bahsediyor. 3Dörtgen Akademi bu konseptin bilgi ve deneyim paylaşılan platformu. Teknoloji ve maker hareketinin bir arada olduğu alan sadece 3 boyutlu yazıcıları değil yeni teknolojileri oldukça yakından takip ediyor.  Teknolojinin pazarlaması kısmında çok yol kat eden 3dörtgen, ülkemizde yeni sayılan teknolojinin tanıtımı, gösterimi ve deneyimlenmesi için oldukça çalışmış. Anaokulundan, Üniversitelere uzanan etkinlikleri ile bu teknolojinin geniş kesimlere ulaşması konusunda oldukça büyük adımlar atıyorlar. Çeşitli mekanlara 3D printer yerleştirmeleri ile bu teknolojinin görünürlüğünü daha da attırmayı hedefliyorlar. 


Masaüstü 3D yazıcı teknolojisi evlerimize girecek kadar kolaylaştı, gelişti, ucuzladı. Gelecekte 3 boyutlu yazıcılar eve girecek gibi bir cümle kurmak artık anlamsız çünkü evlere çoktan girdi. Türkiye'de oldukça fazla ev kullanıcısı var. Bu işin geleceği baskı malzemesinin gelişimi ile değişime uğrayacak. Şu anda kullanılan PLA ( bitki bazlı malzeme ) ve ABS ( petrol bazlı malzeme) akıllı ve komut verilebilir malzemeler değil. Bu teknolojinin bir sonraki adımı nanoteknoloji sayesinde akıllı malzeme basımı ile gerçekleşecek. "Bir 3D printerdan bir başka 3D printer üretilebilir mi?"sorusuna cevap olarak evet üretilir diyebileceğimiz malzemeler olduğu zaman tamamen geliştiğini söyleyebileceğiz.

İnternette gördüğümüz ev, organ üretimi gibi videolar elbette gerçek ancak o haberlere son kullanıcı ürünü gibi yaklaşmak biraz yanlış. Evet 3D, printer ile bir ev üretebiliriz. Ama inşaat firmalarının büyük ölçekli üretimlerde bu teknolojiyi kullanması mümkün olmadıkça artık bütün evler bu şekilde üretilecek diyemeyiz. İnternette gördüğümüz üretimler konsept üretimler ve deneysel, üzerinde halen çalışılan görüntüler. Örneğin inşaat sektöründe neden 3D üretim önemli diyecek olursak herhangi bir afet durumunda kısa sürede 3D printerdan bir mekan üretmek oldukça önemli bir gelişim olacaktır. Tıp konusunda ise estetik olarak üretim yapılabiliniyor doku olarak ancak henüz çok gelişmiş değil. Son 1,5 senede sanat konusunda çok fazla kullanım var. Özellikle heykeltraşlar, moda tasarımcıları, filmlerde set ve dekor tasarımı, takı tasarımcıları yoğun olarak kullanmaya başladı. Özellikle heykel konusunda oldukça oldukça hayat kolaylaştıran bir durum haline geldi. Moda sektöründe oldukça verimli bir çözüm ortağı oldu 3d printerlar. 





Bir yazıcıdan üretim yapabilmek için en önemli şeylerden biri tasarım bilgisine sahip olmak ama internette bir çok açık kaynakta hazır modeller var. Aklınıza gelebilecek her türlü ürünün var olduğu kütüphanelerden istenilen model seçilip basılabilir. Bizlerden sonraki nesiller zaten bu teknoloji içinde doğmuş olacakları için bu oldukça olağan bir teknolojii olacak. Ev tipi üretimde PLA ve ABS vardı ama artık metal ve ahşap karışımlı malzemeler mevcut ve daha dirençli ürünler basabiliyoruz. Endüstriyel olarak ise neredeyse bütün malzemeler ile baskı yapılabiliniyor.  Üretilmesi zor,zaman alan ve pahalı olan bir çok ürünü hızlı bir şekilde üretebiliriz. 

Zanaat konusunda avantajları prototip üretimini kolaylaştırma, zahmetsiz modelleme, hızlı üretim gibi konular. Deneyselliğe oldukça açık. Dezavantajı olarak el işçiliğinin azalmasını örnek gösterebiliriz. 


Bu yazı Artisans Dergi'nin 4. Sayısında yayımlanmıştır. 







Sanatın Ulaşılabilir Hali; Edisyon ve Mixer Editions Sergisi

Sanatın Ulaşılabilir Hali; Edisyon (Artisans Dergi 4.Sayı) 




"Bir çok sanatçı çalışmalarını bazen belirli sayılarda ya da neredeyse eserleri ile aynı kalitede seri baskılar üretirler ve bu makul fiyatlara tanınmış sanatçıların eserlerine sahip olmak için harika bir yoldur." Owning Art kitabı- Louisa Buck

Edisyon; bir sanatçının eserini, baskı kalitesi, boyutu, baskı tekniği ile belirlediği miktarda çoğalttığı çalışmalarıdır. Limitli edisyonlar sanatçının ıslak imzasını taşırlar ve sanatçının belirlediği sayıda çoğaltılırlar. Sanat koleksiyonerliği için harika bir kaynak olan “Owning Art” kitabında Judith Greer ve Louisa Buck'un özellikle değindiği bu tür eserler tanınmış sanatçıların eserlerine daha uygun fiyatla ulaşmak için önemli bir yoldur. Özellikle fotoğraf sanatında alıcılar için avantaj olan bu durum, koleksiyonerlere önemli müze, kurum ve bireyler ile aynı çalışmalara sahip olma prestiji tanımaktadır. 




Çeşitli baskı tekniklerinde ilk başlarda ilk basımların daha değerli olduğu inancı, çağdaş sanat basım teknikleri ile önemini kaybetmiş hatta çabuk tükenen baskıların son adetleri ilklerine göre çok daha pahalıya satılarak değer kazanmıştır. “Günümüzde bir edisyonun ilk sayısına sahip olmak koleksiyonerin eseri toplama yarışında daha önce elde ettiği anlamına gelmektedir.” diyor Judith Greer.

MIXER Editions 2013 yılından beri MIXER'in edisyonlu işlere yer verdiği bir bölüm, hem galeride hem de internet üzerinden çeşitli edisyonları buradan herkesin erişimine sunuyorlar. Bu sene üçüncüsü gerçekleşecek olan Printed sergi serisinde, ülkemizden ve Dünya’ca ünlü sanatçıların farklı baskı teknikleri ile üretilen edisyonlu işlerine yer veriyorlar. Bu sene 5 Mayıs - 10 Haziran arası devam edecek olan Printed'17: The Multiplier Effect sergisinde ise Türk Çağdaş sanatından önemli isimlerin yanı sıra genç sanatçıların de edisyonlu işlerini koleksiyonerler ve sanat izleyicisi ile buluşturacaklar. Bu sene eser seçkisini yapmak üzere kendisi de baskı alanında eğitim görmüş bir olarak Eda Kehale Argün seçilmiş. Ayrıca geçen senelerde olduğu gibi bu sene de sergi süresince çeşitli baskı atölyeleri ve konuşmaların olduğu bir etkinlik programı da planlanmış.





Bu kaçıncı edisyon serginiz ve Mixer Editions nasıl oluştu ? 
MİXER ilk açıldığından beri edisyonlu işlere yer veriyor. Sanatın ulaşılabilir olması açısından edisyon bizim için her zaman değerli ve yoğunlaştığımız bir alandı. 2013 yılında ise bir alt marka olarak MİXER Editions'ı kurguladık ve ardından bu bölümle paralel sergiler yapmaya başladık. Hem yerli hem uluslarası sanatçıların normalde ulaşamadığımız tekil işlerinin baskılı olan versiyonları aracılığı ile ulaşmak mantığıyla, daha ulaşılabilir olması, fiyat açısından daha uygun olması, hem de sanatçıların daha çok kişiye gitmesi gibi kırılımları olan bir şeydi. Burada doğası itibari ile çoğaltılabilir edisyonlara öncelik veriyoruz. Sergimizde heykel, video, linol baskı, litografi, ipek baskı,dijital baskı, gravür gibi tekniklerle üretilmiş eserlerin çoğaltılmış örneklerini görmek mümkün. 

Printed'17 sadece bu konuya odaklanmış olan 3. Printed sergimiz olacak. Baskı üzerinden olduğu için "Printed" ismi ile başladı, her sene farklı seçkilerle Mayıs ayında gerçekleşen bir seri olarak planladık. Genelde seçkilerimizde Türkiye'den ve dünyadan isimlerle çalışıyoruz. Geçtiğimiz senelerde  yurt dışından bazı baskı stüdyoları ile de işbirliği yapmıştık. Bu sene Printed'ın eser seçkisini yapmak üzere Eda Kehale Argün ile çalıştık. Kendisi baskı üzerine eğitim aldığı için bu konuya oldukça ilgili ve içinden gelen biri. Ortaya Türk Çağdaş sanatının önde gelen isimler ve genç sanatçıların yer aldığı, birçok farklı tekniğe yer verdiğimiz bir sergi ortaya çıktı. Bu sergi sırasında Türkiye'den birçok galeri ile de işbirliği yaptık. 

Türk Koleksiyonerler Edisyon Seviyor Mu? Türkiye'nin edisyona bakış açısını nasıl tanımlarsınız? 

Aslında ilk çıkış noktamız buydu. Türkiye'de insanların edisyona olan bakışı biraz tereddütlü olmasından yola çıktık. Bir şey çoğaltıldığı zaman daha az değerliymiş gibi bir algı var. Aynı işin başka birinin evinde olması bazı alıcılar için sıkıntılı bir durum olarak algılanıyor. Belki de  sanat piyasasının bunca zaman alıştırdığı, bu eser tek ve bana ait, başka kimsede yok durumundan kaynaklanıyor.  Edisyon sergileri ile amacımız edisyonu sevdirmek, bunun üretim teknikleri üzerine yoğunlaşıp nasıl bir süreçten geçtiği hakkında izleyiciyi bilgilendirmek. Bu nedenle her edisyon sergisi kapsamında konuşmalar ve uygulamalı atölyeler yapıyoruz. Bu sergiyi tamamlayan etkinlikler ile sergiyi daha anlaşılır hale getirmek amacımız. Edisyonlar ile ilgili algının yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz. Edisyon işlere ulaşabileceğimiz satış kanalları da hem Tükiye'de hem de dünyada artıyor. 


Edisyonların üretim sayısı neyi etkiliyor? 
Çok sayıda basılması fiyatının daha uygun olması anlamına geliyor. Bu tamamen sanatçının kararına bağlı, bazen galeriler de bu yönde sanatçı ile birlikte karar alıp ilerleyebiliyorlar. Eser gösterime çıkmadan önce mutlaka adedi ve boyutu belirleniyor ve istenilen şekilde limitleniyor. Fakat daha sonra bu edisyon sayısını değiştirmek mümkün değil. Edisyon adedi 2, 20, 300 olabilir, herhangi bir limiti olmayan açık edisyon bile olabilir bu adet, ve genelde sanatçı da kendisi için bir sanatçı kopyası ayırır. Printed'17 sergisinde herkese ulaşabilecek işler olduğunu düşünüyoruz, Mixer olarak amacımız her zaman herkesin sanata ulaşabilmesi, sanata destek olması ve sanatın alınabilir olduğu algısını yaratmak. 





MİXER Editions'un Mixer için önemi ve gelecek planları nelerdir? 

Printed sergileri devam edecek, belki daha da büyüyebilir diye düşünüyoruz. Yurt dışında farklı işbirliklerine devam etme düşüncemiz var ve o iletişimi her zaman sıkı tutuyoruz. Türk sanatçıların da yurt dışında görünür olması gibi bir planımız var yakın zamanda. Geçen sene Contemporary Istanbul sırasında CI editions ile işbirliği içinde ayrı bir edisyon standımız vardı. Bu tarz etkinlikleri ve işbirliklerini çoğaltmak yönünde çalışıyoruz.


Sergide kaç sanatçı olacak? Sanatçılar neye göre belirlendi?

Eda Kehale Argün:

Sergide 35 sanatçıya ait işler yer alacak. ‘The Multiplier Effect’i hazırlarken, edisyonlu iş kavramını gerçekten mümkün olduğunca geniş anlamıyla paylaşmaya çalıştık. 30 seneye yayılan geniş bir dönemden, gerek modern üstatların, gerekse genç yeteneklerin işlerini daha ulaşılabilir kılmaya gayret ettik. Aynı zamanda hem litografi, serigrafi, linol, dijital gibi farklı baskı tekniklerinden örnekler sunduk, hem de fotoğraf, video, heykel, ışık yerleştirmeleri, duvar kağıdı ve hatta kitap gibi mecralardan işler paylaştık sergide.

Türkiye'de baskı teknolojleri hakkında ne söyleyebiliriz? Alıcı olarak nelere dikkat etmeliyiz?  

Eda Kehale Argün:

Türkiye’de baskı alanında uzmanlaşmış pek çok sanatçı ve atölye var. Bu atölyelerde, litografi, serigrafi, gravür gibi pek çok farklı baskı tekniğiyle son derece başarılı işler üretiliyor. Bu konuda uzmanlaşmış, başka pek çok farklı sanatçıyla da birlikte baskı çalışmış Sinan Demirtaş ve Ahmet Sarı’nın özgün eserlerini de sergide sunabilmekten mutluluk duyduk. Sinan Demirtaş, aynı zamanda yine sergide bulunan Burhan Doğançay, Ferruh Başağa gibi sanatçıların litografilerini çıkaran isim. Ahmet Sarı ise, halen Aksanat Özgün Baskı Atölyesi’nin direktörü. Aynı zamanda sergide paylaşma fırsatını bulduğumuz İnci Eviner, Hera Büyüktaşçıyan ve Yaşam Şaşmazer’in baskılarının da üretiminde sanatçılarla birlikte çalıştı.

Alıcı olarak dikkat edilmesi gereken pek çok alan var. Öncelikle, tabii ki eserin baskı kalitesi, kullanılan mürekkep ve kağıt önemli. Özellikle birden fazla kez baskı makinesinden geçerek basılan eserlerde, baskının temizliği kritik. Temizlik demişken, tabii ki kondüsyona her zaman bakmak gerekiyor: işte herhangi bir leke, kağıtta yıpranma olmamasını bekliyoruz. Eğer baskı yakın zamanda üretilmemişse, doğrudan güneş ışığına maruz kalmamış ya da farklı sebeplerden renklerin bozulmamış, kağıdın sararmamış olması gerekir. Kaliteli malzeme kullanıldığında, zaten bu tip sorunlarla karşılaşılmıyor.

Eserin kendi kondüsyonunun dışında dikkat edilmesi gereken konular, eserin özgün bir baskı olup olmadığı, edisyon sayısı ve imza / sertifika. 

Her ikisinde de eserin sanatçısı bizzat eserin üzerinde çalışmış olsa da, özgün baskılar doğrudan baskı yapılmak üzere çalışılıyorlar; reprodüksiyon baskılarda ise bitmiş farklı bir eser üzerinden çalışılıyor. 

Eserin edisyon adedi ne kadar yüksek olursa, eserin o kadar ulaşılabilir olmasını bekleriz. Örneğin 50 edisyonlu bir işin fiyatı, genellikle aynı sanatçı tarafından yapılmış, paralel fakat 5 edisyonlu bir işten daha uygundur. Eserin normal edisyonlarının dışında, A.P. (artist’s proof), B.A.T (bon tirer) gibi farklı amaçlarla üretilmiş edisyonlar da bulunur. Eğer sanatçı eserin tek bir örneğini çalıştıysa, bu da monotip olarak geçer.

Klasik baskılarda eserin altına kurşun kalemle sanatçının imzası, eserin adı, üretim yılı ve edisyon sayısı yazılmakla birlikte, çağdaş sanatçıların pek çoğu imajla birlikte imza kullanmamayı tercih edebiliyor. Bu durumda, baskılı eserler alırken eserin farklı bir yerinde imza, sanatçının inisiyalleri ya da eserle birlikte verilen bir sanatçı sertifikası bulunması beklenir.



Sergiye katılan sanatçılar:

Abidin Dino, Ahmet Sarı, Ayça Telgeren, Ayşe Gül Süter, Burhan Doğançay, Çağlar Kanzık, CANAN, Canan Tolon, Cemil Batur Gökçeer, Elif Özen, Ferruh Başağa, Güneş Bulut Yılmaz, Gülsün Karamustafa, Hale Oppenheimer, Hasan Özgür Top, Hera Büyüktaşçıyan, Huo Rf, İnci Eviner, Kerem Ozan Bayraktar, Larissa Araz, Murat Balcı, Murat Germen, Nazif Topçuoğlu, Ömer Uluç, Özge Enginöz, Rasim Aksan, Seçkin Pirim, Sena, Siavash Kheirkah, Sinan Demirtaş, Tiraje Dikmen, Volkan Aslan, Yasemin Özcan, Yaşam Şaşmazer, Yuşa Yalçıntaş



Bu röportaj Artisans Dergi'nin 4. sayısında yayımlanmıştır. 

ECNP - Zamansız Tasarımlar

Artisans Dergi Ela Cindoruk ve Nazan Pak Röportajı 




Nişantaşı Ahmet Fetgari Sokak’ta vitrini ile içerde ne olup bittiğini tasarım severlerin oldukça merak ettiği bir mekan ECNP Galeri. Ela Cindoruk ve Nazan Pak'ın ortaklığında ortaya çıkan bu marka zamanla gelişerek küçük bir atölye satış dükkanından geniş bir tasarım galerisine dönüşüyor. Endüstri ürünleri tasarımı eğitimleri yanı sıra uluslararası görünürlükleri oldukça başarılı işlere imza atan iki tasarımcının tasarladığı, ürettiği ürünler için zamansız demek yanlış olmaz. 

Neredeyse 30 yıllık tasarım ve başarı  dolu geçmişi olan her iki tasarımcının, eğitim ve profesyonel hayat serüvenlerine baktığımız zaman sanattan hiç kopmadıklarını görüyoruz. İkisi de bir çok sergi için çalışmalar üretmiş, temalara göre özel ürünler tasarlamış heyecan verici tasarımcılar. Ela Cindoruk Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezuniyeti ardından New York Parsons School of Design’da metal biçimlendirme ve takı tasarımı eğitimini tamamlıyor. Aynı okul ve bölümden mezun Nazan Pak eğitimi ardından Kapalıçarşı'da Levon-Raffi Şadyan atölyesinde metal işleme üzerine çalışıyor.  Kendi isim baş harfleri ile oluşturdukları marka olan, atölye olarak kullandıkları, satış  ve aynı zamanda tasarım sergilerine ev sahipliği yaptıkları ECNP Galeri'de bir araya geldik ve sanat, tasarım ve takı tasarımı üzerine konuştuk. 




Birlikte Türkiye'nin tasarım geçmişinin gelişimini gördüğünüz yıllar boyu çalıştınız ve kendi markanızı oluşturdunuz. Bu kadar işlevsel bir mekanın hayata geçmesini kurgulamış mıydınız? 


Ela Cindoruk: Hayalini kurmuştuk, ama kurgulamamıştık. Burayı bulunca, geniş alanımız oldu. Ön tarafta sadece kendi mücevherlerimizi sergileyip satışa sunuyoruz. Atölyemiz de burada ve arkadaki alanı da tasarım galerisi olarak kurgulayabildik. Tasarım galerimizde farklı konularda çalışan tasarımcıların çalışmalarına yer veriyoruz. Daha önce Atiye Sokak’taki küçük dükkanımızda da farklı tasarımcıların işlerini dönem dönem sergilemiştik. Bizim için tasarım ve zanaat önemli, bu ikisinin doğru ve hakkıyla birlikteliği, görünürlüğü ve değer kazanması çok önemli. Sergi alanımız ile bu kavramlara bizim gibi yaklaşan  tasarımcıları olabildiğince destekliyoruz. 
Bu mekana geçmemiz daha rahat çalışmamızı ve istediğimiz gibi farklı konularda sergiler açabilmemize olanak sağladı.

Nazan Pak: Hep böyle bir yerimiz olsun istiyorduk. Atölye ve sergileme alanı bir arada bu mekanda. Şu an atölyede 3 kişiyiz. Dönem dönem yanımızda yetiştirdiğimiz stajerlerimiz oluyor. 


Sergilediğiniz işlerde nelere dikkat ediyorsunuz? 

E.C: Öncelikle tasarıma önem veriyoruz. Ancak tasarım kadar işin zanaat boyutuyla da ilgileniyoruz. Burada sergilediğimiz işlerin özgünlüğü, hakkıyla tasarlanmış olması, iyi  ve yeni fikirler yada bakış açıları sunması kadar malzemesi, işçiliği, üretim tekniğine gösterilen özen de bizim için ve zanaatin devamı ve gelişmesi için çok önemli. Bazen harika fikirlere sahip tasarımcıların çalışmalarını özensiz işçilik yada malzemelerle ürettiğini görüp üzülüyoruz.
Biz sanat galerisi değiliz. Odağımız tasarım ve zanaatin nitelikli birleşimi. Yılda ortalama 5 sergiye ev sahipliği yapıyoruz ve 3 hafta sürüyor sergilerimiz. Ayrıca yazları da koleksiyon sergileri yapıyoruz. Geçen yaz Sezgin Akan'ın çağdaş mücevher koleksiyonunu sergiledik, bu yıl Nazan'ınkini sergileyeceğiz.




3D Print teknolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz? 

E.C: Hakkıyla kullanıldığı sürece şahane bir teknoloji. Seri üretim için kullanıldığında, ki mücevher endüstrisi çok hızlı uyarladı, hepsi birbirine çok benzer, tekrar eden çalışmalar sardı çevremizi. Aslında hakkını verdiğinizde olanağı çok, gelişmeye ve yaratıcı işlere olanak sağlayan bir teknoloji. Elde yapmak istediğinizde kolay kolay yapılamayacak bir şeyi üretebilmek müthiş bir olanak ve özgürlük sağlıyor. Şimdi malzemeleri de çeşitleniyor. O da ayrı bir zenginlik, yeter ki yeni fikirlerle birleşsin.

N.P: Düşünüp de elde üretemeyeğimiz formları üretmemizi sağlıyor. 



Peki bu teknoloji bu mesleğin geleceği ile alakalı bir kaygı oluşturuyor mu? 

E.C: Negatif olacağını pek düşünmüyorum. Olmamalı da. Fotoğrafın, resmi yok etmesi gibi birşey olur bu. Herhalukarda günümüzde bu gelişen yeni teknolojilerin el işçiliğinin değerini arttırdığı kesin. 3D teknolojisi de kendi dilini oluşturacak zamanla bence ve o da diğer üretim teknikleri gibi yerini alacak seçenekler arasında.


N.P:  İkisini bir arada kullanan tasarımcılar da var. Formları bu teknolojiler ile oluşturup mine işçiliğine devam eden tasarımcılarımız da mevcut ya da farklı şekillerde zanaatı ve teknolojiyi birleştirenleri. Zanaat ve teknoloji birbirinden besleniyor. Ama ortaya güzel çıkmış bir el işçiliği ürününe her zaman daha farklı bir talep var. 



Takı cinsiyeti olması gerek bir obje midir? Takı tasarımının kadınlara daha çok hitap eden bir sektör olması neyin sonucu? 

Aslında çok yapay bir yönlendirme oluyor dünyada. Mücevherin illa da kadınlar için olduğunu düşünmüyoruz ama tüm dünyada bugün böyle bir ayrım var gibi. Tarihe baktığımız zaman erkeklerin de kadınlar kadar hatta daha fazla takı kullandıklarını görüyoruz. Gerçi yurtdışında erkeklerin oldukça cesur mücevherler kullandığını da görebiliyoruz. Örneğin Marcel Wanders inciyi şahane bir şekilde taşır. Sanırım bu şekilde koşullanmışız. Bizim tasarımlarımız herkes için.




Genel olarak sektörün gelişimi için neler söylersiniz? 

N.P: Seri üretimde oldukça gelişmiş bir sektör. Hatta o kadar seri bir üretim var ki bir çok ürün ruhunu kaybediyor. Örneğin benim çalıştığım zamanlarda Kapalıçarşı'da döküm atölyeleri çok yeniydi. El işçiliği ile çalışan atölyelerin sayısı çok daha fazlaydı. Döküm ve yeni teknolojiler ile atölyeler neredeyse aynı ürünleri piyasaya sürmeye başladı ve her yerde benzer ürünleri görmeye başladık. Yurt dışı firmalarının çıkardığı ürünlerin taklidi ile her şey değişiyor. Bir yandan da belirli sayıda üretilen, daha çağdaş diyebileceğimiz, özel parçalar çalışan tasarımcıların sayısı da artıyor.

E.C: Mücevher sektörümüz bildiğim kadarıyla üretim kapasitesi olarak dünyada 3. büyük. Ancak ne yazık ki hala tasarım konusunda problemli bir sektör. Kendi dilini, kimliğini oluşturamamış, kopyacılık / esinlenme ile besleniyor. Tasarımcılarımız olsa da işverenin bilinçli olması, tasarıma değer vermesi, yeni fikirlere açık olması gerekiyor. Şu anda, dışardan bakınca, sektör işverenin tasarımcıları nasıl yönlendirdiği ile şekilleniyor gibi görünüyor.

Sezonlara ya da temalara göre mi çalışıyorsunuz? 

N.P: Tüm tasarımlarımızın zamansız olmasına önem veriyoruz. Ela'nın tasarımlarına baktığımızda çalışmalarının nasıl evrildiğini görebiliyoruz. Benim çalışmalarım için de bu geçerli. 3 yıl önceki bir çalışmasının bugün hangi forma girdiğini gözlemleyebiliyoruz. Temalarımız elbette var ama sezon geçerli bir durum değil. 

E.C : Sezonlarla çalışmıyoruz, hiç çalışmadık. Bizim işlerimiz o sıradaki fikirlerimiz ile o fikirlere uygun malzemeyi, tekniği arayıp bulduğumuzda, birbirlerini tamamladıklarında ortaya çıkıyor. Bir işi yaparken başka fikirler doğabiliyor o çalışmadan. Sürekli bir hal bu bizim için, her iş birbirini takip ediyor, birbirinden, bir öncesinden besleniyor.

Ben modanın yarattığı sürekli tüketelim, her sezon bir önceki sezonu yok edelim halini de doğru bulmuyorum. İnanılmaz boyutlarda bir tüketime ve üretime yol açıyor. Her sezon bir temanın olması bir sezon sonra eskimesi, kaldırılıp atılması... Dünya kaynaklarını kötüye kullanıyoruz.  


Kendi tasarımlarınız için giyilebilir sanat diyebilir miyiz?

E.C: Evet, diyebiliriz. Mücevher, beden üzerinde olduğunda görevini yerine getiriyor. Üstelik insan bedeni ile buluşup dolaşıma çıktığı zaman başka insanlarla da etkileşime giriyor, görünürlüğü artıyor, görücüye çıkıyor. Bu nedenle de bir çeşit iletişim aracı da bir yandan mücevherlerimiz...




Çalışmalarınız genellikle kaç adet üretiliyor? Edisyon sayısı var mı? En sık kullandığınız malzemeler neler? 

İşlerimizi üç grupta toplayabiliriz. Tek parça olanlar, limitli sayıda ürettiklerimiz ve çoğaltılanlar olarak. Sergiler için yaptıklarımız genellikle tek parça veya kısıtlı sayıda ürettiğimiz işlerden oluşuyor. Bir de sayısız çoğalttığımız işler de var. Ama bunlarda bile çoğu işimizin el işi olması sebebiyle, ya da her seferinde aynı taşı bulamadığımız için farklılıklar olabiliyor.
Geleneksel mücevher anlayışının aksine, çağdaş mücevherde yeni fikirler, yeni bakış açıları kullanılan malzeme değerinden daha önemli. Biz de bu anlayış ile üretiyoruz çalışmalarımızı.
Geleneksel altın, gümüş, pırlanta, inci, mine işçiliği gibi malzeme ve tekniklerin dışında titanyum, kağıt, epoksi, polyester gibi malzeme ve tekniklerle çalışıyoruz. Malzeme tutkumuzu, düşkünlüğümüzün Endüstri Ürünleri Tasarımı eğitimimizden kaynaklandığını düşünüyoruz.

Keyifli sohbetimiz için çok teşekkür ederiz...


Bu Röportaj Artisans Dergi 4. Sayı'da yayımlanmıştır. (Mayıs-Haziran)

22 Haziran 2017

Trans Mahpuslardan Sergi: Beni Bırakma




8. Trans Onur Haftası kapsamında Hapiste LGBTİ Ağı’nın düzenlemiş olduğu “Beni Bırakma” sergisi ile LGBTİ mahpusların bize iletmiş olduğu hapishane deneyimlerini, karşılaştıkları baskıları ve bu baskılar karşısında geliştirdikleri direniş pratiklerini yansıttıkları eserleri sizlerle buluşturarak duvarları ve sınırları kaldırmayı, paylaşımı ve dayanışmayı arttırmayı ümit ediyoruz.


Trans mahpusların kendilerini ifade etmek istedikleri işler ile Trans Onur Haftası boyunca açık olacak sergide birbirinden farklı birçok işi bir arada görebilme şansı yakalayabilirsiniz. 26 Haziran – 2 Temmuz tarihleri arasında açık olacak Beni Bırakma Sergisi İstanbul Boysan’ın Evi’nde sizi bekliyor olacak.
LGBTİ Hapishane Ağı toplantısında hapishanelerde yaşananları ve mahpusların kendilerinin yaşadığı sıkıntıları kendi diliyle anlatması üzerine sergi önerisi çıkmıştı.
İlk etapta etkin çalışacak bir grubun kurulması zor oldu fakat nihayetinde bir grup kuruldu ve çalışmalara başlandı. Yaklaşık 1 yıldır süren çalışmalar doğrultusunda Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği iletişimde oldukları trans mahpuslara sergiyi anlatan bir mektup yolladı. Mektup sonrasında mahpuslardan işler gelmeye başladı ve serginin ana hatları çizildi.



Serginin ana hatları belli olduktan sonra yer ve zamanı konusu için yapılan görüşmelerde Trans Onur Haftası uygun görüldü. Yer olarak Trans Harekete emeği geçen aktivistlerden Boysan’ın Evi olsun istedik. Sergi 26 Haziran – 2 Temmuz tarihleri arasında, saat 13.00-18.00 arası açık olacaktır.
Son olarak Sergiyi organize eden  Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’ne ve sergide emekleri geçen  Ayşe Su Çelik, Berkay Yahya, Metin Akdemir ve Sema Yakar’a  teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Beni Bırakma Sergi için;

haber pembehayat sitesinden alınmıştır. 

15 Haziran 2017

ELEĞİMSAĞMA


Ömer Seyfettin Hikayesi Eleğimsağma Soyutlama , MDF Üzeri Lazer Kazıma ve Akrilik Boya , 40x40 cm, 2017




ELEĞİMSAĞMA  isim, meteoroloji Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli, kemer biçimindeki görüntü, alkım, ebe kuşağı, ebemkuşağı, gök kuşağı , hacılar kuşağı, Meryem Ana kuşağı, alaimisema 


Çocuktum, hafızamda derin izler bırakmış ağır bir öyküydü "Eleğimsağma". Tüm Ömer Seyfettin hikayeleri gibi toplumun çeşitli kesimlerini konu alan bir kitap içindeydi. Aklımda Emine diye kalmış ana karakter. Ayşe imiş meğerse. Büyüme çağında Ayşe'nin artık çarşafa girme, örtünme vakti gelmiş o coğrafyada. Mucize olsun istiyor. Gökkuşağı'nın altından geçince erkek olacağına inanıyor. Tarlaları geçip yağmur altında ufuk çizgisine kadar var hızı ile koşuyor ve eleğimsağmanın altından geçiyor. Dileği gerçekleşiyor ve erkek oluyor. Erkek olur olmaz o coğrafyada bir erkeğe yakıştırılan davranışları sergiliyor. Tüm bunların bir rüya olduğunu anlayıp uyandırıldığında kız çocuğu olarak gerçekliklerine geri dönüyor. 


Her öykü gibi giriş,gelişme,sonuç çizgisinde kurgulayıp soyutladığım Ömer Seyfettin "Eleğimsağma"  hikayesi ve Ayşe karakteri, var oluşunu geleneksel perspektif kurallarıyla oluşturuyor ve varlığını gök kuşağı ile gösterdiğinden kaçış noktalarından birini gök kuşağından alıyor. Algıyı, yeryüzünü tanımlama, algılanan coğrafyayı sınırlandırma gibi işlevleri olan ufuk çizgisi bu çalışmanın birleştiricisi olarak devam ederken (100 yıl önce) 1917 yılında yazılmış bu öykünün ve nice renkli ruhun sınırlar içine hapsedilmek istenen karakterine bir selam. 


lgbt art türkiye queer sanat

lgbt art





Boşluğa müdahale aynı mantık ile işleyen, boşlukta 2D-3D kütleler oluşturmamızı sağlanayan mimari çizim programı AUTOCAD ile yapılmıştır. CNC lazer kazıma ile 40x40cm MDF paneller üzerine kazınmış ardından selülozik sprey ve akrilik boyalar ile müdahalede bulunulmuştur. 

Coğrafya belirleyici ufuk çizgisi ortaya yine kullanıcısına boşluk sunan ve ardından projelerde sınırları verilere göre belirlediğimiz AutoCAD programında oluşmuştur. 



Eleğimsağma, ilk defa Yeni Mecmua Sayı 5,9 Ağustos 1917 (s.98-100) 'de yayımlanmıştır. 
Referans  -  YKY Ömer Seyfettin - Bütün Hikayeleri -2011 




Copyright © 2015