ARE Sergi İncelemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ARE Sergi İncelemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2017

Sergi incelemeleri no:91 Serra Behar - Hatırlamak

HATIRLAMAK, YÜZLEŞMEK, ONARMAK ÜZERİNE 



Adahan Otel'in altındaki oldukça dramatik bir atmosfer sunan sarnıç  etkileyici bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Serra Behar'ın ilk kişisel sergisi olan "Hatırlamak" sanatçının uzun yıllardır üretimine "hatırlama" kavramı üzerinden yaklaşıyor. 

Sergi mekanı kesinlikle serginin dramatik ruhunu arttırıyor. Sergi ve güçlü kavramsal çalışmaları elbette beyaz küp dediğimiz galeri içinde de izleyicisi ile konuşacak etkişleşim amacına ulaşacaktı. Sarnıç o kadar güzel gölgeler ve dokular oluşturuyor ki her bir çalışmanın sahnedeki bir aktöre dönüştüğünü hissetmemek imkansız. 

Hareket sergideki tüm çalışmaların ortak noktası. Fiziksel olarak aks yönü bir yer değiştirme olmasa da, ayna kullanması çalışmayı hareketlendiriyor. Sanatçının varoluş yolculuğunda önemli izler bırakan anlardan,olaylardan beslendiği bir günce bu sergi. Hatırlamak sergisi sanatçının yolculuğuna izleyiciyi dahil ettiği, izleyiciye kendini anlattığı ve izleyicinin kendinden bir şeyler hatırlayacağı bir kurgu.  

Sergi bütününde çalışmaların bir diğer ortak noktası semboller,mitoloji,din ve inanışlar. "Son Akşam Yemeği"ne gönderme olan "İlk Akşam Yemeği" sanatçının aidiyet kavramı üzerine çalışmalarından en görkemlisi. Madde, maneviyat arası doğmadan tüm önümüze sunulan her şey bu masada. Hayata karşı hüzünlü bir bakış. Masaya oturamamak ona uzaktan bakmak izleyici olarak ayrı değerli çünkü izleyiciyi embrio olma durumuna götürüyor, yüzleştiriyor. 



"Cennet Kuşu" çalışması benim için sergideki en hüzünlü çalışma. Tüm teknolojik altyapısı ve görünümüne rağmen eskimişliği, yıpranmışlığı ve kendi gölgesine bakarak sadece kendinden yapması beklenen hareketi yapan hüzünlü bir mahkum o. Bir çok arkadaşımla gezdiğim sergide her seferinde farklı yorumlarda bulunduğumuz bu yerleştirme için üzerine konuşulacak çok fazla konu var. 





"Kendini Kandırmak" isimli animatonik yerleştirme inanışlara harcanan,boşa giden bir para ile yüzleştiriyor izleyiciyi. "Aynadaki ben, bendeki sen" çalışması içe serginin özeti gibi. Zemine karşı eğimli duran aynada gördüğümüz portre sanatçıya ait sadece burun,dudak ve çeneden oluşuyor. Aynaya eğilip, sanatçı ile karşı karşıya baktığımız an sanatçı ile bütün oluyor ve başka bir gözle bakıyoruz çevreye. Aynada yansıyan sadece  tamamlanmış bir suret değil serginin hareketli yansıya diğer parçaları. Belki de sanatçı tam bu noktada bize şunu fısıldıyor "anlattım, hatırladın mı?"

20'ye çalışmanın sergilendiği çok içten bir sergi. Asansör girişinde bir teşekkür afişi var. O kadar samimi  bir durum ki bu, uzun süredir bu kadar içten teşekkür eden bir sanatçı ile karşılaşmamıştım. Sanatçı ara sıra sergi alanında olabiliyor, sohbet şansınız da olabilir. Sergiyi 20 Haziran 2017 tarihine kadar gezebilirsiniz. Sergideki çalışamalar için yazdığı şiirlerin de olduğu katalogdan şanslıysanız almayı unutmayın! 


Artisans Dergi'ye ulaşamayanlar için Serra Behar ile yaptığım röportaj aşağıdadır. 

ahmet rüstem ekici



4 Nisan 2017

Sergi İncelemeleri No:90 Kasa Galeri

İmkansız Uzam 




Geniş alanlara yayılan bir yıkım,değişim ve göç sürecindeyiz. Nefes almaya, yaşamaya çalıştığımız şehrin dönüşen bir başka bölgesinde alternatif kullanım ile farklı işleve dönüşmüş bir banka binasının alt katında, kasadan galeriye dönüşmüş alanında 3 odaya dağılmış bir sergi var. Bu 3 oda 3 Diyarbakır'lı sanatçının çalışmalarına yer veriyor "İmkansız Uzam" isimli sergide. 3 sanatçı tahribat, yıkım, inşaat, aidiyet, zaman ve mekan gibi kavramlar çevresinde bir araya gelerek dönüşen şehrin, dönüşen galerinin içerisinde bir yolculuğa çıkarıyorlar izleyiciyi... 




Deniz Aktaş'ın yetenek üstü çizgilerinin bir araya getirdiği manzaralar ile başlıyor sergi. Yabani otlar arasında, uçsuz bucaksız görünen arazide yıkıntılara odaklanıyoruz. Doğanın bir arada karmaşasını hissettiren güçlü, keskin çizgiler arasında yıkım,ölüm, tahribat gibi kelimeler üzerine düşünmemizi sağlıyor bakakaldığımız her manzara. 



2. odaya girdiğimizde öncelikle ortada izleyiciyi İhsan Oturmak'ın kerpiç,toprak,saman ve taştan oluşturduğu "Stratejik Güzelleştirme" isimli enstelasyonu karşılıyor. Çatalhöyük'ü referans alan bu yerleştirme 9000 yıl önce 1400 yıl boyunca barışçıl şekilde bir arada yaşayan halkın eşitlikçi yaşam biçimi ve kent planı üzerine düşünmemizi sağlıyor. Sokakların varlığını görmediğimiz bu planı günümüz kent yapıları ile karşılaştırdığımız anda sanatçının "Dar Sokak Önermeleri" isimli  kamu araçlarının tasarımına yönelik çalışmalarını görüyoruz. Diğer iki duvarda yer alan ve karşılıklı birbirine bakan yağlı boya çalışmalar cepheler ile bezenmiş insansız manzarayı ve damda duran bence umutsuz insanların var olma mücadelesini hissettiriyor. 



Bütün galeriyi kapsayan yıkım sesi 3. odaya yaklaştıkça yoğunlaşıyor. Antik kent Palmyra'da her çekiç darbesinin içimizi acıttığı bu ses bu odada Pehlevan'ın çalışmaları ile birleşiyor. Sergideki diğer çalışmalara göre daha tanımlı bir bölge üzerine yoğunlaşmış çalışmalar görüyoruz. Sanatçı Hasan Pehlevan bölge olarak Fikirtepe'ye odaklanırken  kentsel dönüşüm adı altında yaşanan yıkıma soyut bir dil ile müdahalede bulunuyor. Referans olarak çoğu zaman yıkıntıların oluşturduğu gölgeleri soyutlayan sanatçı bu yıkılan bölgenin değişerek bir gün unutulacağını, uyguladığı çalışmalarının yok olacağını ve ancak sanat ile kalıcı hale gelebileceğini dile getiriyor. Evrim Altuğ ile yaptıkları oldukça kapsamlı bilgiler verilen röportajda şu soruyu soruyor; "Eğer Fikirtepe, kendi sanatsal mirasını çok baskın bir şekilde ortaya koymuş olsaydı, onun yıkımını gerçekten durdurabilir miydik?"



Derya Yücel küratörlüğünde 5 Mayıs'a kadar ziyaret edebileceğiniz sergi Sabancı Üniversitesi, Kasa Galeri'de.  


19 Ocak 2017

Sergi İncelemeleri No:89 Pera'da Sanat - Figen Batı

HER AN RENGİMİN İZİ 



Figen Batı son 2 sene ürettiği, gelecek çalışmalarının nasıl evrileceği hakkında ip uçları veren soyut ve çağrışımcı resim çalışmaları The Marmara Pera'da ... 



The Marmara Pera'nın asma katı "Pera'da Sanat" ismi ile sanata hizmet vermeye devam ediyor. Geniş cam cephesi sayesinde sergilenen çalışmalara sadece yapay ışık kaynağı ile değil gün içerisinde değişken doğal ışık ile bakmak bana farklı bir keyif veriyor. 12 Şubat'a kadar devam edecek "Her An Rengimin İzi" sergisinin açılışı öncesi Figen Batı ile buluşup çalışmaları hakkında konuşma şansım oldu. Kendisi uzun yıllardır sanatın hem atölye hem galeri ayağında bulunan sanat insanlarından biri. 



Soyut resimler çoğu zaman isimsiz olmalarından dolayı izleyicisi ile uçsuz bucaksız temalar altında bağ kurabilir. Çağrışım soyut resmi algılamada izleyiciye referans veren en önemli etkenlerdir. İzleyici kendini renklerin dansını izlerken bulur soyut resim karşısında. 

Figen Batı'nın çoğu resmine isim vermesi izleyiciye yol gösteren bir duruma dönüşüyor ve böylece sanatçı izleyiciye aktardığı duygu,tema arasına renkleri ile bir anlatıcı,rehber görevini üstleniyor. Renk geçişleri arasında ince fırça detayları ile floral kompozisyonlara rastlamak, doğadan izler görmek mümkün. Çoğu çalışmasında portrelere de yer veren sanatçının izleyiciyi kendine hapseden resimleri arasında en yoğun renkler genelde ana renkler arasında komşu renklere geçişlerden besleniyor. Geleneksel kurallar bazında neredeyse en özgür duygu aktarım araçlarından biri olan soyut resimde Figen Batı'yı ayrıştıran dilin baskın ana renkler ve ince detaylardaki realist aktarım olduğunu düşünüyorum. 




Çalışmalar uzaktan önce büyülü renk geçişleri ile izleyiciyi kendine çekerken yaklaştıkça detaylar sunuyor. Göz teması uzun ve okunması oldukça derin bir manzara ile karşı karşıya kalıyoruz. Sanat ile birçok alanda iç içe olan sanatçı daha önceki sergisinde katalog metninin yanı sıra her tablosu için Ruşen Eşref Yılmaz ile çalışarak her resmi için bir şiir sunmuş izleyiciye, bu sergide ise şiiri yazmak veya okumak tamamen bize bırakılmış. 1989 yılından bu yana aktif bir sanat hayatı olan Figen Batı'nın resimsel evrimini görmek için bu sergi güzel bir fırsat.



Sergide yer alan renk olarak tüm çalışmalara kontrast siyah ve mavi çalışma bir sonraki sergi için küçük bir işaret. 12 Şubat tarihine kadar Abdülkadir Günyaz’ın  ‘Figen Batı resmini anlamaya, tadını almaya gayret edin zira o resimler bu çabaya değer” diye tanımladığı sanatçının 1989 yılından bu yana süregelen sergilerinin sonuncusuna tanık olacağız.




Not: Eğer bu yazıyı başka sayfada da okuyorsanız, bu yazı ahmetrustemblogdan izinsiz olarak kopyalanmıştır! 

5 Ocak 2017

Sergi İncelemeleri No:88 Evren Erol - Bozlu Art Project

Aklın Yarat(t)ıkları 


Evren Erol'un çağrışımcı heykelleri fiziki olarak doğal ve işlenmiş olanı bir arada sunarken, tıpkı malzemeleri gibi evrilen formların bol kurgulu yolculuğuna çıkarıyor izleyicisini.





Bozlu Art Project, Evren Erol'un yeni  sergisine ev sahipliği yapıyor. Bir önceki sergisinde sanatçının "kırmızı çizgi" kavramını işlediği yerleştirmelere şahitlik etmiştik. Okunması, algı gücü ile izleyicinin belleğinde çeşitli kurgular oluşturan o çalışmaların çoğu zamanın dondurulduğu anlar gibiydi. Bu sergi de bir önceki sergi gibi sanatçının uzun süren atölye çalışmalarının emeği olarak karşımıza çıkıyor. 


Sergi başlığında, modern sanatın öncülerinden biri olarak kabul edilen ünlü ressam Francisco Goya’nın 18. yüzyıl İspanya’sında mutlak otoriteye karşı koyduğu ve mantığın devre dışı kaldığı toplumlara metaforlarla yüklü eleştiriler getirdiği kapris serisinin simgesi olan “Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır” isimli gravüre kavramsal olarak gönderme yapan Evren Erol, “Bu sergi, aklın uykusundan uyanmak, yaşanabilir bir dünya yaratmak için hayal kurmaya ve umut etmeye bir davettir…” sözleriyle izleyiciyi hayal kurmaya ve düşünmeye çağırıyor.



Sanatçı çalışmaların çoğunda bu yaratım sürecinin ip uçlarını 2 materyalin birbiri ile olan kuvvetli bağlantısında izleyiciye hissettiriyor. Kozadan çıkış, evrilme, parçalara bölünme, eksilme ya da tamamlanma eserlerinin oluşturduğu figürlerin ortak noktaları. Ahşabın kıvrımlı mat yüzeyine olabildiğince kontrast parlak yüzeyler üzerinde gezinen ışık parlamaları ile heykeller adeta hareketleniyor. Sergi başlığından referans ile yaratık olarak adlandırabileceğimiz her parçada bu hareketleri hissetmek oldukça mümkün. Sergi alanına girdiğimizde hemen solumuzda kalan koridorda bizi meraklandıran, o tarafa gitmeye davet eden köşeye yerleştirilmiş heykel sergide en çok dikkat çeken çalışmalardan biri. Bir uçtan duvara tutunmuş el gibi görünen parça duvarın diğer tarafında parçalara ayrılmış bir rüya anı sunuyor izleyiciye. Sergiyi 21 Ocak tarihine kadar gezebilirsiniz. 



Bozlu Art Project, Evren Erol sergisi sonrasında,  resimlerindeki derin his ve dinginliği çok sevdiğim sanatçılardan Özer Toraman'ın “First Dream” isimli sergisine ev sahipliği yapacak. Dayatılmış dar kimlik ve cinsiyet politikalarına karşı geliştirilmiş portreleri ile dikkat çeken Özer Toraman cinsiyetçi konturlardan uzak figürleri ile erkek/kadın ikiliğinin dışında bir tekilliği sorguluyor. Sanatçı, cinsiyetçi kategorizasyonun sınırları üzerine düşünürken, bu kavramları yeniden ele alarak iki cinsiyete de ait olmayan melez figürler yaratmakta, bu portrelerin kimileri netlikleriyle dikkat çekerken kimileri de bulanık imgeler olarak bilinç dışımızdaki farklı cinsiyetlere gönderme yapmaktadır. Sergisi 27 ocak-11 Mart tarihleri arasında ziyarete açık olacak.  






Cumhuriyet dönemi I. Ulusal Mimarlık Akımı’nın önemli örneklerinden biri olan tarihi Mongeri Binası, iki yıla yaklaşan bir hazırlık sürecinin sonunda Bozlu Art Project’in etkinliklerine ev sahipliği yapacak bir sanat merkezine dönüştürüldü. 2013 yılından bu yana Nişantaşı’ndaki sanat galerisinde düzenlediği sergiler, sanatçı konuşmaları, belgesel, katalog ve arşiv çalışmalarıyla vizyonunu sanatseverlerle paylaşan Bozlu Art Project, Şişli’deki sanat merkezinin kapılarını Dr. Şükrü Bozluolçay Koleksiyonu ve Bozlu Art Project sanatçılarından derlenen karma sergiyle sanatseverlere açtı. Bozlu Art Project Şişli, arşiv, sergi, yayınevi ve sanat semineri gibi faaliyetlere ev sahipliği yapıyor. 

25 Kasım 2016

Sergi İncelemeleri No:87 Kişisel Sergi Serisi No:10

3 Kişisel Sergi Bir Arada 



Genç sanatçı ve tasarımcıları desteklemek amacıyla kurulmuş olan ARMAGGAN Art & Design Gallery, 10’uncu Solo Sergi Dizisi’nde Tan Mavitan, Lütfiye Kösten ve Canan Ustaoğlu’nun eserlerine yer veriyor. 

Sergi, heykel ve resim çalışmaları ile 3 sanatçı için 3 bölüme ayrılıyor. Bu arada her seferinde dikkatimi çeken bir durum var galeri ile alakalı ve bu durum pek hoşuma gitmiyor. Sergi mekanında aynı zamanda online satış platformu olan galerinin bünyesinde birçok sanatçı ve çalışmaları yer alıyor. Çoğu zaman asansör yanında sergi bağlamından farklı olarak o çalışmaların yığıldığını görüyorum. Bu bence sergideki diğer işler için yanlış bir manzara oluşturuyor. 


Tan Mavitan - Nam-ı Diğer 




Tan Mavitan (ne güzel isim) bol parçalı, heykel çalışmalarından oluşan "Nam-ı Diğer" ismini verdiği serisinde farklı malzemeleri beraber sunarak isim-görünüm ve anlam üçgeninde farklı okumalar sunuyor izleyiciye. Mizah yönü kuvvetli işler sert görünümlerine rağmen kıvrımlı, dairesel formları ve birleştiği farklı malzemeler ile oldukça eğlenceli, düşünsel yönü kuvvetli işler sunuyor izleyiciye. Dengeleri ve fonksiyonları farklı ve çoğu zaman eğlenceli görünen heykelleri için aslında çalışmaları ile bire bir örtüşen geçişli ve döngülü bir metin hazırlamış.

NAM-I DİĞER 
Her Form bir His… 
Her His bir Kayıt… 
Her Kayıt bir İsim… 
Her İsim bir Düşünce… 
Her Düşünce bir Eylem… 
Her Eylem bir Form. 
Nam-ı Diğer : Bir Şey’in Nesnesi olmaktan ayırmaya çalıştığım formları, özgürleştirme vaadiyle, başka Bir Şey’lerin nesneleri haline getiriyorum. 


Canan Ustaoğlu - Adanmış 



Canan Ustaoğlu Savaş ise "Adanmış" ismini verdiği sergisinde ahşap ve kağıt gibi materyaller kullanarak oluşturduğu yüzeyler için basın bülteninde şunları söylüyor;
“İşlerimde her zaman ana materyalim ahşap olmuştur” diyen Ustaoğlu şu ifadeleri kullanıyor: “İşlerimde temam insan ve davranışları üzerine kurulu, ben de bu materyallerimi insanla bağdaştırıyorum, işlerimde kullandığım gümüş ve altın gibi unsurlar ile renk ve minimal geometrik düzen içinde bir kurgulama yapıyorum, ağacın doğal asimetrik formu ile simetrik minimal düzen arasında çatışma yaratmayı seviyorum... Her zaman görünür olan değerlidir ya da değildir ama görünmeyen tüm duygu giz, bulmak inanmak isteyenin arzusu çabasında saklıdır...”

Çalışmaları bol katmanlı,parlak ve kesinlikle dikkat çekici. Katmanlar arası renk geçişleri arasında kaybolmak çok olası. 


Lütfiye Kösten - AYNA 

lütfiye kosten


Lütfiye Kösten, kendisini sosyal medya ile yakından takip ettiğim sanatçılardan. Fransa'da yaşayan sanatçının her seferinde sosyal medya aracılığı ile üretim sürecini gördüğüm işlerini Armaggan Art&Design Gallery'de yakından görmek heyecan verici. Çalışmasını zaten bundan 2 yıl önce ilk defa yine bu galeride görmüştüm ve çok etkilenmiştim. Soyuta yaklaşan resimlerinde gözleri o kadar detaylı ve gerçekçi çalışıyor ki, çalışma ile göz göze gelmemek imkansız. Size bakarak, bakışları ile izleyicisi ile bağ hapsi kuran eserlerdeki portrelerde yaş aralıklarını gözlerden anlayamadığımız, ancak bütüne bakmaya başladığımızda daha çarpıcı hale gelen portreler ile karşılaşıyoruz. Çok yakın zamanda gündemimizden hiç düşmeyen çocuk gelinler, çocuk istismarları vakaları ile duygusal doluluk yaşadığımız bu dönemlerde etkileyiciliği daha da artıyor işlerinin. 

lutfiye kosten

lutfiye kosten




Sanatçı çalışmalarını şu şekilde tanımlıyor; “Bugün, kendimiz ve çevremiz hakkındaki kavrayışımızı yazılı ve görsel medyatik imgeler belirliyor. Bu imgeler ne tür bir bedene sahip olmamız ve neyi arzulamamız gerektiğini belirlemekle kalmıyor, benlik duygumuzu, inanç sistemimizi, bireyselliğimizi, toplumsal rollerimizi de temelden etkiliyor. Portreler ‘Ayna’nın kendisi, ‘İmgelerin’  yansımasıdır,” diyen Lütfiye Kösten sergideki eserleri ile kişisel ve toplumsal portrelerimizi sorguluyor.





24 Aralık tarihine kadar Armaggan Art & Design Gallery'e giderek üç sanatçının oldukça fazla işlerinin sergilendiği 3 sergiyi tek bir çatı altında izleyebilirsiniz. Mimarsi, iç dekorasyonu harika bir bina. Satılan diğer obje ve eserlere de bakmayı unutmayın. Kapalıçarşı tarafına ne zaman gitsem mutlaka uğradığım yerlerin başında gelir Armaggan. Armaggan galeri aynı zamanda online katalogları en güzel hazırlayan galerilerden, görsellere ve sanatçılar hakkında detaylara çok kolay erişebiliyorsunuz. 

Detaylar için websiteleri ARMAGGAN 



18 Kasım 2016

Sergi İncelemeleri No:85 Sadık Arı - İntaniye

An ve Detayları





Günümüzde "enfeksiyon hastalıkları" bölümüne verilen "intaniye" kelimesi, kelime olarak geçerliliğini hastanelerde yitirmiş gibi görünse de anlamı, çağlar boyu salgın,bulaşıcı hastalıklar ile dünya tarihini değiştirebilme gücü olan önemli etkenlerden biri olmuştur. Sadık Arı'nın 17 Aralık tarihine kadar Artnivo com Project Space'de görebileceğimiz sergisi ismini "intaniye" olarak belirlerken, tek hücreli canlılardan kompleks canlılara uzanan evrim  kardeşliği zincirinde tema olarak hayatta kalma, çoğalma, bulaşma,yok etme gibi bir çok konuya değiniyor. 



Kısaca Sadık Arı çalışmalarından bahsetmek gerekirse milyonlarca çizgiden oluşan detaylar bütünü diyebiliriz. Uzun süreç, emek, teknik beceri isteyen işleri çevresinde dolandığı kavramlar ile birleşince, izleyiciyi içine alarak şaşırtıcı karşılaşmalar ile baş başa bırakıyor. Bu sergide aynı zamanda Sadık Arı'nın suluboya, mürekkep gibi farklı malzemeler ile oluşturduğu çalışmalarını da izlememiz mümkün. Erinç Seymen koleksiyonunda yer alan oldukça büyük ölçekte çalışması ise serginin merkezinde yer alıyor. 




Sadık Arı ile beraber gezdiğim sergiye biz soldan, sergiye ismini veren çalışmadan başladık. Bütüne baktığımızda çoğu zaman manzaranın kendisi ile baş başa kalsak ta, detayları incelemeye başladığımız an doğadaki savaş ile yüzleşiyoruz. Kök salan, bulunduğu yüzeye tutunan sarmaşıklar, birbirini yok eden canlılar, iç içe geçmiş çalılar, güç savaşları, canlıların savaşı aslında bizleri bir çok metni bir arada okumaya yöneltiyor. Sadık Arı kendi çalışmalarından bahsederken mutlak doğrular, yönlendirmeler, kesin net cümleler kurmak yerine, olay-an sunarak izleyiciyi kendi yorumları ile baş başa bırakıyor. Çocukluğunda sıkça ziyaret ettiği Tavşan Adası'nı sunuş, izleyiciye bıraktığı manzarayı kolaylıkla bu doğrultuda gösteren işlerden biri. Kişisel olarak detayları arasında gezinmekten çok hoşlandığım çalışmalarında bir anda bir canlı ile karşılaşmak, konu üzerinde düşünürken, bir keşif yapmak gibi geliyor.  Göz gezdirdiğimiz onca çizgi arasında kamufle olmuş bir başka canlıyı bir anda görmek resimlerine bakma keyfini ikiye katlıyor. 



Evrimin sorularından biri canlıların neden ve hangi şartlarda ürediğidir. Vücudumuza giren bir bakteri varlığını çoğalarak devam ettirmeye çalışır, bizde onu bir şekilde yok ederek varlığımızı devam ettirmeye çalışmaya devam ederiz. Bu basit gibi görünen süreç çoğu kez aynı zincirde olmayan canlıları  hayatta kalma mücadeleleri ile karşı karşıya getirir. Sadık Arı çalışmaları her ne kadar sürreal olarak tanımlansa da, özünde hayali tesadüfleri göstermek yerine kaotik ve olabildiğince gerçek kıyımları, yok ediş, hayatta kalış savaşlarını gösteriyor. 

artnivo


Basın bülteninde yer alan tanım ise şu şekilde ;"Çalışmalarında insan eylemlerini anlamak için doğaya bakan Arı, salt çoğalma ve diğer canlılara galip gelme iştahının yol açtığı talanı gösteriyor. Yayılarak güç elde etmek, bulunduğu coğrafyayı kendi türüyle doldurarak ayrı türleri saf dışı bırakmak tıpkı diğer tüm canlılar gibi insana özgü bir tutum da olsa, Arı’nın desenlerinde insan dışındaki diğer türlerin işlenmiş olduğunu görüyoruz. Sergideki mekanik ve organik varlıkların detaylı aktarımı, karamsar ama doğanın yüceliğinden güç alan, var olma ve yok olmanın doğallığını anımsatan bir bütünlük içinde."

Sadık Arı’nın “İntaniye” isimli sergisi 18 Kasım – 17 Aralık 2016 tarihleri arasında artnivo.com project space'te görülebilir.




28 Ekim 2016

Sergi İncelemeleri No:84 Serdar Yörük - VARIM BEN!

Yalnızlık Üzerine Zıtlıklar 





Kelime olarak yalnızlık bireysel bir deneyimi tanımlar. Bireysel bir deneyim ile yaşanır tüm yazgısı. Tekil olarak yaşanan bu hissin aktarımı ise ne kadar edebi olursa olsun, sanatın herhangi bir kolu ile ne kadar şekillenirse şekillensin, bireyin kişisel deneyimini hissetmek neredeyse olanaksızdır. Bu yüzden oldukça kişisel,tekil yaşanan, bazen sevilen,ihtiyaç duyulan bir duygudur. Korku, ihtiyaç, panik,huzur gibi çoğu zıtlığı içinde taşır bu kelimenin anlamı. Zıtlıkların hissidir yalnızlık. Ortası olmayan bir duygudur. Bireysel tercih edilebildiği gibi, zorlanabilir insan bu duyguya kapılmaya. 

Sanatın bir çok dalının konusu hale gelmiş bu duygunun kitlelere aktarımı çeşitlilik göstermiştir. Felsefede ise yalnızlığın , bireysel iletişimin zorunlu bir koşulu olduğunu söyleyen Jaspers, Kendim, kendi temelimi oluşturma ve bunun içinde en derin ilişkiye girme cesaretini göstereceksem, yalnız olmayı istemek zorundayım" diyerek yalnızlığın öznel diyaloglardaki samimiyetine değinmiştir. Kısaca yalnızlık hem tercih edilen, hem korkulan, zıtlıkları kişisel seçime göre içinde barındıran bir duygudur.

Bu zıtlıklar karşımıza Serdar Yörük'ün "BEN VARIM" ismini verdiği sergisinde sık sık çıkıyor. Sanatçının kullandığı renk tonlarındaki zıtlık kimi zaman model üzerinde yerleşerek bireysel çatışmaları vurguladığı gibi, kimi zaman model ve ait olduğu dünya ilişkisi ile zıtlıklarla dolu bir sahne sunuyor izleyiciye. Aktör olarak eserlerinde sıkça karşılaştığımız yalnız ve elleri bağlı erkek bedenleri, çaresiz bir imaj çizerlerken, çevrelerinde yer alan maksimal dünyaya zıt bir figüre dönüşüyorlar. Serdar Yörük'ün yalnızlık temalı resimlerini diğer bu temayı işleyen eserlerden farkı kılan şey kullandığı renk ve dokular. Yalnızlık kelimesi ile çok örtüşen minimal bir yaklaşımdan uzak resimlerini fon-model ilişkisi olarak görmeye başladığımız an bireysel deneyimlerimize, sanatçının bizlere sunduğu renk ve doku cümbüşü eşlik ediyor. Bunca renk içerisinde elleri bağlı, yüzleri net bir şekilde görülmeyen modellerin çaresiz ifadeleri yalnızlığı farklı okumamızı sağlıyor. Çoğu resminde ait olmak istediği dünyadan kopamayan, kopmak istemeyen bir tavır ile karşılaşıyoruz. Sanatçı medyum olarak kullandığı tekstil ürünleri ile çerçevelenmiş tuvalden çok daha samimi bir duygu aktarımı yaratıyor. Yalnızlık kelimesini yalın, minimal, soluk bir kalıba sokmayan sanatçı, stabil bir şekilde duramayan kumaş malzeme ile hareketli ve değişken bir atmosfer yaratıyor;sanki elleri çözülürse çoğu şey değişecek, yalnızlık belki bitecek gibi...  


Bütün bu felsefi ve psikolojik olgular içerisinde yalnızlığı okuduğumuzda yalnız anlarımızın kendimize en dürüst olduğumuz anlar olduğunu söylemek yanlış olmayabilir. Belki de "VARIM BEN" diye haykırır gibi duran bütün modellerin bireysel yalnızlıkları ile kurdukları bağın harmanıdır bunca renk ve desen. Serdar Yörük eserlerine bir çok katmandan bakmak izleyiciye oldukça keyif veriyor. Kişisel olarak bireysel bir hüzne kapılmadığım çalışmaları renk kullanımından dolayı hep umut verici. Hippi moda akımında, yoga stüdyolarında sıkça karşımıza çıkan tekstil boyama tekniklerinin göndermeler içeren desenlerinin farklı bir huzur hissi yarattığını düşünüyorum izleyicide. Beden ve içinde bulunduğu durumdan alıp götüren bir armonisi var çizgilerinin ve lekelerinin. Günümüz sosyal medyasının renkli hayatlar paylaşımları ve içsel huzursuzluklarını da çok iyi yansıttığını düşünüyorum. 

Serdar Yörük’ün “Varım Ben” başlıklı sergisi 29 Ekim – 29 Kasım 2016 tarihleri arasında Mine Sanat Galerisi Palmarina Bodrum Yalıkavak’taki mekânında izlenebilir.
Serginin açılış kokteyli 29 Ekim 2016, Cumartesi günü, saat 18:00’de, Mine Sanat Galerisi Palmarina’da sanatçının katılımıyla yapılacaktır. Tüm sanatseverler davetlidir.

15 Ekim 2016

Sergi İncelemeleri No:83 Nilhan Sesalan'ın Atölyesi

BİR SANATÇININ ATÖLYESİNE MİSAFİR OLMA ŞANSI 



Bu ay en dikkat çeken sergilerden biri Nilhan Sesalan'ın atölyesini deneyime sunduğu "Nilhan Sesalan'ın Atölyesi" sergisi idi. Uniq Gallery oldukça ilginç sergilere yer veriyor. Bir sanatçının en mahrem alanlarından biri olan atölye sanatseverler için her daim gizemli ve ilgi çekicidir. Kişisel olarak sanatçılar ile yakınlaşıp, arkadaş olmmaktan en zevk aldığım anlardan biri atölye ziyaretleri. Daha önce sanat bloggerı Irmak Özer ile Serkan Yüksel atölyesini ziyaret etmştik ve bizlere mezunyet yıllarından günümüze bir çok sergilenmemiş çalışmasını göstermişti. Açılan her dosya bizde hazine bulmuşcasına bir heyecan yaratıyordu. Sergilenmiş çalışmalar kadar sergilenmemiş çalışmaları görmek sanatçı ve evrimi hakkında çok fazla bilgi sahibi olmayı sağlıyor.

Uniq gallery'nin bu sergisi için yaşanması gereken bir deneyim demek yanlış olmaz. Galeri soğukluğunun kırıldığı, mekan algısının farklılaştığı bu alanda izleyen olmaktan çok performansın bir parçası haline geliyorsunuz. 



Performatif bir sergi konsepti olarak Nilhan Sesalan atölyesini Uniq Gallery içerisine taşıyarak izleyiciyi eserler ile buluşturduğu gibi aynı zamanda üretim süreci ile de bir araya getiriyor. Sanatçı ile sohbet, eserlerin üretiminde nasıl biir süreçten geçtiğini görmek aynı zamanda yaşayan bir mekana adım atmak galeri havasını oldukça değiştiriyor. 

6 Kasım'a kadar  UNIQ Gallery’de gezilebilecek, izleyiciye farklı bir deneyim sunan  
“Nilhan Sesalan’ın Atölyesi” sergisi, izleyicilere sanatçının hangi aletleri kullandığını, yapıtlarını hangi referanslardan yararlanarak ürettiğini görme ve Sesalan'ın 25 yıllık üretim tarihini mekan üzerinden okuma fırsatı sunuyor.



Heykel sanatına ve Sesalan'a dair pek çok detayın öğrenilebileceği sergide,
“Taş yontan bir heykeltıraşın çantası ne kadar ağırdır?” gibi somut sorulara da yanıt alınabiliyor.  “Nilhan Sesalan’ın Atölyesi” sergisinde, yapıtlar arasındaki bağlantıyı sağlayan ortamdan, kitaplardan, aletlere kadar atölyedeki her bir öğe, bir araya gelince bir bütünün parçalarını oluşturarak sanatçıya dair özel bir his yaratıyor.



UNIQ Gallery, izleyiciyi Sesalan’ın farklı dönemlerden referanslar alarak yarattığı
ve taş, ahşap, polyester, metal gibi malzemeleri ustalıkla kullanarak oluşturduğu heykellerini görmeye ve sanatçının yapıtlarıyla arasındaki bağı keşfetmeye davet ediyor. 


** UNIQ Gallery Pazartesi günleri hariç
her gün 12.00 – 19.00 saatleri
arasında ziyaret edilebilir.
UNIQ İstanbul Adres:
Maslak / Ayazağa Caddesi No:4
(Her 20 dakikada bir İTÜ Ayazağa Metro çıkışı, Windowist

karşısından ring servisi bulunmaktadır.)

17 Eylül 2016

Sergi İncelemeleri No:82 Pera Müzesi - Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden Yapıtlar

KARŞILAŞMALAR

Ayça Karaağaç- Özdüzenleme

Yaz aylarının bitmesi ile yeni sergiler bir bir açılarak sanat sezonu hareketlendirmeye başladı. Pera Müzesi iki yeni sergisini ile Eylül başında izleyicilerine sundu. Kuruluşundan bu yana genç sanatçılara desteği ile bilinen Pera Müzesi, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ni konuk ederek öğrencilerin çalışmalarını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. 

Öğrenciler ve mezunların çalışmalarından oluşan ve fakültenin karakteristik özelliklerini taşıyan sergiyi İstanbullu sanatseverler ile buluşturmaktan mutluluk duyduğunu belirten Pera Müzesi, Akdeniz'e olan bağlarını kurdukları Suna-İnan Kıraç  Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü (AKMED) ve Kaleiçi Müzesi ardından 2015 yılında açılan Antalya Kültür Sanat'ın kuruluşu ile desteklediklerini belirtiyor.

Sergi küratörü Ebru Nalan Sülün serginin Antalya'nın dokusu ve sahip olduğu kültürel altyapısına dair referanslar içerdiğini, 1999 yılından bugüne sahip olduğu sanatçı adayları ve yeni mezun öğrencilerinin çalışmalarını kapsadığını belirtiyor. Ana odağın bir tema yerine yıllar içerisinde fakültede verilen ve geliştirilen eğitim sürecindeki yöntemlere odaklandığını sergide resim,grafik,heykel,seramik,fotoğraf gibi bir çok disiplinden çalışmaları görmek mümkün. 

62 genç sanatçının 70'e yakın eserinden oluşan sergi, farklı çalışmaları ile üniversitenin çok yönlü yapısını yansıtıyor. 

Sevhan Kaynar/ İsimsiz


Güzel sanatlar fakülteleri üniversitelerin en farklı bölümleridir. Diğer tüm bölümlerde sizlere öğretilen bilgileri alır, kurgulanması ve uygulanması nasıl gerekiyor ise o şekilde uyarlarsınız ve derslerden notlarınızı bile bu şekilde alabilirsiniz. Güzel sanatlar öğrencileri profilleri en farklı öğrencilerdir. ÖSS gibi sınavlara ek YETENEK sınavı onları diğer bölümlerin öğrencilerinden ayrıştıran yegane özelliktir. Diğer bölüm öğrencileri kitaplar ile üniversite çevresinde yürürken bir güzel sanatlar öğrencisinin elinde hayata dair herhangi bir objeyi, malzemeyi görebilirsiniz. Öğrendiklerini üretime yorumlayarak aktaran bu bireylerden biri olduğum için keyifle geçen 'Güzel Sanatlar Fakültesi' yıllarımı hep keyifle hatırlarım ve çalışmaları bu sergide yer alan öğrenci ve mezunların heyecanına ortak olmam sergiyi benim için daha heyecanlı hale getiriyor. 

Sergi her ne kadar temasız olsa da şu alt başlıklara ayrılarak oluşuyor;

BEDENİN DÖNÜŞÜMÜ 
SOYUTLAMA 
KAVRAMSAL YAKLAŞIMLAR
DİJİTAL EVREN / REKLAM
BELGESEL  

İzleyici olarak bu başlıklar altında çalışmaları yorumlamak sergilenen çalışmalar ile bağınızı kuvvetlendirebilir. 

            Dilek Dadaylı Paktaş Göreli isimli çalışması önünde 



Onur Fırat Fen / Kof Serisi 2





Karşılaşmalar sergisi, 16 Ekim 2016 tarihine kadar Pera Müzesinde ziyaret edilebilir. 
Pera Müzesi Salı’dan Cumartesi’ye 10:00-19:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00- 18:00 saatleri arasında gezilebilir. Müzede Cuma günleri hem uzun hem de ücretsiz! “Uzun Cuma”larda müze 18:00 – 22:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Çarşamba günleri ise “Genç Çarşamba”. “Genç Çarşamba” günleri tüm öğrenciler müzeyi ücretsiz ziyaret edebilir.

21 Haziran 2016

Sergi İncelemeleri No:81 NERDEEN NEREYE


DUYGU DOLU BİR SERGİ


Öykü Topal


Bu sene yedincisi düzenlenen LGBTİ+ Onur Haftası sergisi, nerdeen nereye ismiyle, Gözde İlkin, İlhan Sayın, Şafak Şule Kemancı ve Sena Başöz’den oluşan seçici kurulun 34 başvuru arasından seçtiği 13 işle, Boysan Yakar’ın Harbiye Üftade Sokak’taki evinde gerçekleşiyor. Geçtiğimiz Eylül ayında kaybettiğimiz Mert Serçe, Boysan Yakar ve Zeliş Deniz anısına düzenlenen sergide Boysan Yakar’ın kendi işlerine de yer veriliyor. 

Çiğdem Menteşoğlu 


Oldukça duygusal bir sergi bu seneki "nerdeen nereye". Nedeni kesinlikle serginin mekanı. Boysan'ın Evi ailesinin kararı ile Boysan'ın adını yaşatmak için derneklerin aktif şekilde kullanımına açık bir ev haline getiriliyor. Boysan,Zeliş ve Mert'e ithaf edilen sergide bu sene 14 çalışma sergileniyor. Bu sene kısa bir sürede toplanan başvurulardan seçilen sanatçılar;Ahmet Rüstem Ekici, Can Akgümüş, Cemal Akyüz, Reyhan Berre Peker, Ceren Saner, Çiğdem Menteşoğlu, Efe Songun, Ekim Acun, Elif Tekneci, Fikret Karaman, Hıdır Durman, Gülşah Akdemir, Öykü Topal ve Rüzgar Buşki. 






Sergide fotoğraf,video, yerleştirme,resim,baskı gibi bir çok teknik altında çalışmalar var. Fikret Karaman "Embroider Soldier,Embroider!" ve "Bubble" komutlu video çalışmaları bol çiçekli ev içerisinde kuş sesleri ile rüya gibi başka bir askeri boyuta geçiriyor izleyiciyi. Minimal kurgusu ile kesinlikle sergi bitmeden gidip izlenmeli. Elif Tekneci Boysan'ın evinde var olan sarı simli topuklu ayakkabıya gönderme yaptığı çalışması ile ev ile oldukça dokunaklı bir bağ kuruyor. Ceren Saner siyah beyaz uzun pozlama tekniği ile ürettiği "liquids" isimli serisinde izleyiciyi özel bir ana hapsederek baş döndürücü anısı ile bir sırrı paylaşıyor. Ca Akgümüş'ün siyah boşlukta çıplak bedenleri bireysel bir hapsoluş hissi uyandırıyor bende. Çerçevelerin oluşturduğu sınır ile izleyici olarak yalın ve yalnızlık gibi kelimeler dönüyor kafamda. Sergide benim de bir çalışmam sergileniyor. Daha önceki evlilik eşitliği üzerine yaptığım çalışmamın devamı olan davetiyeler serisi Yiğit isimli bir karakterin sünnet, nişan ve evlilik kurgusu üzerinden ailenin varlığını sorguluyor. Boysan'ın odasında ise kendi çalışmalarını ve fotoğraflarını göreceksiniz. 



Sergideki işler kadar etkileyici diğer şey kesinlikle serginin mekanı. Eğer 26 Haziran'a kadar vaktiniz olursa mutlaka uğrayın. Nerdeen Nereye ekibinin samimiyeti evin her yerine sindiği için hem Boysan gibi harika bir insanın özel dünyasına girecek, hemde kendi evinizde gibi hissedeceksiniz. Metin ve Enes ve emeği geçen herkes, iyi ki varsınız! 

Sergi 20 Haziran Pazartesi günü saat 19:00’da açıldı ve 26 Haziran Pazar gününe kadar saat 13.00 - 18.30 arası ziyaretçiye açık olacak. Adres çok kolay Harbiye Hilton Oteline doğru yürüyün Üftade Sokak No:10. Kapıda Boysan'ın renkli dünyasından bir iz var; kapı zilinde yazan isim yani Banu Alkan. 



Hayatın Sesi kanalının Bi Sergi programı videosunu izleyerek sergi hakkında daha çok bilgiye ulaşabilirsiniz! 




__________



Istanbul Pride Exhibition “who would have thought” is opening!

The opening of 7th Istanbul Pride Exhibition will take place at Boysan Yakar’s house in Üftade Street, Harbiye with 13 works that have been chosen by the selection committee formed by Gözde İlkin, İlhan Sayın, Şafak Şule Kemancı and Sena Başöz. The exhibition will be commemorative for Mert Serçe, Boysan Yakar and Zeliş Deniz whom we lost in September 2015. The exhibition will also be hosting the works of Boysan Yakar.

This year’s exhibition will be held by the participation of Ahmet Rüstem Ekici, Can Akgümüş, Cemal Akyüz, Reyhan Berre Peker, Ceren Saner, Çiğdem Menteşoğlu, Efe Songun, Ekim Acun, Elif Tekneci, Fikret Karaman, Hıdır Durman, Gülşah Akdemir, Öykü Topal and Rüzgar Buşki.

The exhibition opening will take place on June 20 at 19:00 and it will be open to visit until June 26, Sunday between

Copyright © 2015