ARE Yaratıcı İşler Serisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ARE Yaratıcı İşler Serisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2017

Tüyler Ürperten Sergi

Guillermo Del Toro'nun Gizemli Dünyası LACMA ardından turneye çıktı 




Karanlık masalların ünlü yönetmeni Guillermo Del Toro filmleri her daim inanılmaz karakterleri, set ve mekan tasarımı, kostüm tasarımı, özel efekt ve makyaj tasarımları ile izleyicisini filme hapseder. Onun oluşturduğu karanlık dünyaları yakından görmek için Los Angeles Contemporary Museum of Art  Guillermo del Toro’s At Home With Monsters isimli sergisi ile yönetmenin 600 parçadan oluşan koleksiyonunu sanatseverlere iilginç bir sergileme sistemi ile sunmuştu. Şimdi Mia (Minneapolis Institute of Arts)  'da sergilenen sergi Dünya'nın çeşitli şehirlerinde gezmeye devam edecek. 



Sergide filmler için hazırlanan storyboardlar, kostümler, yağlı boya tablolar, maketler, kuklalar ve sanatçının özel koleksiyonunda yer alan bazı eserler sergileniyor. 



Görseller LACMA web sayfasından alınmıştır

12 Kasım 2016

IKEA'dan Çarpıcı Bir Yerleştirme



Ikea evlerini bu dev mağaza zincirine giden herkes bilir. Belirli metre karelere göre düzenlenmiş evler akıllıca alanlara bölünür ve lokal aydınlatmaları, çarpıcı renkleri ile mükemmel dekore edilmiş ev örnekleridirler. Tüm eşyaların bire bir aynısını alsanız bile asla ve asla sizin evinizde öyle durmaz. Buradaki en önemli hilelerden biri düz kiriş,kolonsuz duvarlar, doğru bölümleme, kübik yapı ve lokal aydınlatmanın gücüdür. 
IKEA bu çarpıcı evlerini bu defa Dünya sorunlarından birine odaklıyor. "25m2 Suriye" temalı ev, savaşı ve savaşın etkilediği yaşam alanlarını bir ailenin ihtiyaçları gözünden sunuyor. 





Severek takip ettiğim KOT0 sitesindeki haberin detayları şu şekilde 


IKEA, Norveç’teki mağazanındaki sergi alanlarından birini, misafirlerine güçlü bir mesaj vermek için yeniden düzenledi.
Bir pop-up ev hazırlayan şirket, müşterilerine bir Suriye evinin iç mekanını oda ölçeğinde deneyimletmeyi amaçlıyor. ”25 m2 Syria”  isimli mekan düzenlemesi, IKEA’da alışkın olduğumuz fotojenik ve mükemmel düzenlenmiş küçük mekanlardan biri değil. Bunun aksine Damascus‘un biraz dışında kalan ve Rana adlı bir kadınla 9 kişilik ailesinin yaşadığı alanın replikası.




POL reklam ajansıyla birlikte geliştirilen projede tasvir edilen ev, tuğlaları kalmış duvarlardan, az miktarda mobilya ve temel elektrikli ev aletlerinden oluşuyor. IKEA’nın duvarlara dekor olarak astığı çerçevelerde aile arşivinden fotoğraflar, fiyat etiketlerinde ise ev sakinlerinin hikayeleri yer alıyor. Ailenin yeme içme ve barınma için gerekli temel ihtiyaç stoğunu etiketlerde müşterilerine sunan şirket, başlatılan bağış kampanyasına katılımcıların nasıl dahil olabileceğine dair bilgilendirme de yapıyor. 


Görseller ve detay yazısı linkte belirtilen kot0 sitesinden alınmıştır.

4 Ekim 2016

ATHENA SES ETME KLİBİ ÜZERİNE

TÜRKİYE ve ÇEKİLEN MÜZİK VİDEOLARININ(Kliplerin) ZIRVALIĞI 


Yaklaşık 10 yıldır televizyon sektörü için çalışan bir TV set,dekor, sahne tasarımcısıyım. Sayısını hatırlamadığım kadar çok toplantıya girdim, sektörde çalışan insanların fikirleri ve yaklaşımları hakkında az çok fikir sahibi olduğum söylenebilir. İlk toplantıda Holywood standartlarında havada uçuşan fikirler bütçelerin çıkması ile bir anda yok olup en ucuz yöntem seçilir genelde. Daha önce Türkiye'de çekilmiş en sanatsal klipler diye bir liste hazırlamış ve sanat yönetmenliğinin, yeni fikirlerin önemini vurgulamıştım. Yazıyı okumadan isterseniz ülkemizde çekilmiş harika kliplerin listesine bir göz atın LINK




Günümüz teknolojisi artık çoğu şeyi daha kolay ve uygulanabilir hale getirdi. Akıllı telefonlarımız ile stop-motion filmler hazırlamamız bile mümkün. Kaldı ki dünya müzik sektörü bir çok video ile her şeyin bütçe olmadığını bizlere defalarca hatırlattı. Şu an 811 milyon defa izlenen Gotye - Somebody That I Used To Know klibinin bütçesi mi var acaba? Bugün doğru temalar ile hazırlanmış bir çok müzik videosunda yaratıcılık ve yapılan şeye inanmışlığın kişiler üstüne oturması tamamen doğru yolda olmanın ürünü. Sibel Alaş'ın ressam Ertuğrul Ateş sanat yönetmenliğindeki klibinin uzaktan yakından benzerinin günümüzde çekilememesinin ardındaki nedenin "bütçe" olması bana çok inandırıcı gelmiyor. Katıldığım toplantıların çoğu, şu yabancı şarkıcının bu klibinden şu sahneyi alalım, bu klipten o sahneyi alalım şeklinde oluşan fikir kolajlarından ibaret. Klipler bir fon önünde, anlamsızca danslar, sokak,diskotek görüntülerinden ibaret oldu. Samimiyetimle söyleyebilirim ki en beklenmedik isimler bile saçma sapan cümleler kurarak yönetmenleri bile yönlendirebiliyor. Styling denilen aslında film sektöründe "kostüm tasarımı" olması gereken olay ise tamamen zırvalaşmış durumda. Türkü söyleyen bir kişiyi ekranlarda her an Lady GaGalanmış bir imajla görme nedenimiz de bu. Sektörün kesinlikle 3 büyük sorunu var;

1- AMAÇ yok 
2- VİZYON yok 
3- EĞİTİM 

Durum böyle olunca diğerlerine göre daha az popüler olan ve büyük ihtimalle daha az kazanan müzik insanlarının daha özgün işler peşinde olduğunu görüyoruz ve seviniyoruz. Düşünsenize yıllar önce harika klipler çekmiş Emel Müftüoğlu bile bundan 20 sene önce Abdullah Oğuz gibi büyük bir isim ile çektiği ve ödüller aldığı klibi yıllar sonra yeniden çekiyor ve durumun vahimliği ortada! (bakınız Hovarda)

Klipler ciddi anlamda amaçsız. Güzel çıkalım, barda çekelim dans edilsin, anlamsız imajlara bürünelim, Amerika'yı yeniden keşfetmemize gerek yok mantığı. Ortada verilmek istenen bir mesaj olmayınca vizyona ihtiyaç kalmıyor. Sinan Çetin gibi bir isimle harika klipler çekmiş Nazan Öncel'in günümüzdeki kliplerinin ne kadar berbat olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Sizi seviyorsak ve bizim için varsanız, kendinizi ve müziğinizi bize sunarak sayemizde para kazanıyorsanız bari biraz bizi besleyin! Adını bile kullanmak istemediğim bir şarkıcı yıllar önce Bodrum'da bir gece klübünde zenne ve trans bireyler arasında, marjinal imajlar ile anlamsız bir klip çekmişti ve yıllar sonra Gaga konserine giden bireyleri hedef almıştı.

Tasarım,sanat ve moda birbirini sürekli besleyen sektörlerdir ve bunların hepsini bir araya getirebilen yegane medyum olan fotoğrafçılık ve video sanatı tüm bunlardan beslenerek bir çok sektöre iş imkanı sağlayabilecek güce sahipken, günümüzde tamamen birbirini yok eden bir sektöre dönüşmüş durumda. Sezen Aksu gibi bir ismin bile koskoca müzik kariyerinde kaç etkileyici klibini sayabilirsiniz? Oysa  Sinan Tuncay'ın yönettiği VAY şarkısının klibi ne kadar geleceğe miras. 

Neyse ki iyi şeyler de oluyor! ATHENA, Beyoğlu bölgesinde doğmuş,büyümüş bir müzik grubu. Kendileri medyada daha fazla görünürlükleri ile son dönem politik bir sessizliğe bürünmüş gibi görünseler de son klipleri ile LGBTİ dünyasının kalbini kazandılar. Bugün facebook sayfamda onlarca arkadaşımın, yönetmenliğini Gönenç Uyanık'ın (DEPO FiLM) üstlendiği SES ETME kliplerini paylaştılar. Klipte ATHENA yok. Konu var, vermek istedikleri mesaj var, ülkenin geceleri ortaya çıkan portreleri var, o gecelerde olanlardan izler,anlar var. Kesinlikle harika bir klip. Soyunan bir erkek bedeninin neye giyindiğini, dönüştüğünü gösteren, bizi bu birey ile gecelere sürükleyen harika görüntüler ile dolu. Tüm abartı makyaj ve imajlara rağmen hiçbir şey izleyiciye batmıyor çünkü anlamsızca bir araya gelen bir şey yok, her şey kendi mantığı içerisinde. Final sahnesinde, aynı gecede yaşadığı anlara göndermeler yaparak bir gecede ne çok şeyin değişebileceğini tokat gibi yüze vuran bir çalışma olmuş. Kürkün yere düşme sahnesi, saçların savrulma sahnesi  gecenin diğer anlarına verilen referanslar oldukça etkileyici. Düşünüyorum da okuduğum onca yorumdan sonra ne kadar özgürlüğü özlemişiz! 

Youtube yorumları ne yazık ki yasak bu yüzden blogum üzerinden tebrik etmek istedim. Umarım bu sektörde yıldız olarak parlamaya devam eder bütün ekip ve böyle bizi şarkı ile bir yerlere sürükleyen nice müzik videoları izleriz. 

İşte Athena'nın yeni klibi SES ETME 
https://youtu.be/cNPei56WhAk





Ekleme : 
Klip ardından çok konuşuldu Arcada Fire - We Exist ve The Kills - Baby Says klibine çok benzediği tartışıldı. Kişisel fikrim asıl olay Gülşen'in mayo giydiği için klibinin yasaklandığı ülkede bu klibin var olmasının değeri. 


3 Ekim 2016

Reklam Panoları Bu Kez Sanata Odaklıyor!

Yaratıcı bir Artnivo ve Ströer Kentvizyon  İşbirliği




Bu aralar gözleriniz reklam panolarında sizlere bir şey tanıtmaya zorlamayan görsellere odaklanırsa, bilin ki Artnivo'nun "Çağdaş Sanat Açıkhavada!" projesi ile karşı karşıyasınız. Hatta İstanbul'un en büyük açıkhava sergisindesiniz, işin en heyecan verici kısmı her an her yerde karşınıza çıkabilir! 

Reklamcılık sektörünün ana elemanlarından biri olan reklam panoları, ürünleri kitleler ile buluşturan ve ürüne prestij, güvenirlik sağlayan en etkili iletişim araçlarından biridir. Sıkıcı İstanbul trafiğinde araç içinde bekleyen insanları bol bol odaklandığı bu yönlendirici ögeler bu kez belki de hiç sanat galerisine gitmemiş bireyleri sanat çalışmaları ile buluşturuyor. 



Artnivo sanatçıları, Eylül 2016’da ilki gerçekleşen Çağdaş Sanat Açıkhavada projesinde Ströer Kentvizyon billboardları için ürettikleri işleri sergilediler. Stroer Kentvizyon ve artnivo.com işbirliğiyle gerçekleşen projede, İstanbul’un semtlerine yayılan billboardlar iki ay süreyle çağdaş sanat çalışmalarına açıldı.

Çağdaş Sanat Açıkhavada projesinin ilk sergisine yeni çalışmalarıyla Ali Şentürk, Alper Aydın, Can Akgümüş, Çağrı Saray, Öykü Ersoy ve Türkay Çotuk katılıyor. 

can akgümüş


Çağdaş Sanat Açıkhavada sergisine katılan artnivo sanatçılarının üretimleri, insana, doğaya ve kente dair izlenim ve müdahaleler etrafında bir araya geliyor. Yaşadığı doğayı, kenti ve insanını anlamlandırma, kopyalama, başka bir mecraya aktarma ve müdahale ederek anlamını değiştirme arayışında olan sanatçılar, çalışmalarını kamusal alandaki panolara taşıyarak yine doğa, kent ve insana aktarımını sağlıyorlar. 








Ströer Kentvizyon 
Türkiye’de 22 yerleşim merkezinde bölge müdürlükleri, satış ofisleri, 250’ye yakın ofis çalışanı ve 300’ü aşkın operasyon elemanıyla ülkenin en büyük açıkhava reklam satış ve pazarlama şirketidir. Billboard, billboard plus, raket, otobüs durağı, silindir kule, megalight, megaboard ve kuleboard gibi reklam üniteleri ile hizmet veren Ströer Kentvizyon, Türkiye çapında 45.000’i aşan açıkhava reklam yüzünün satış ve pazarlamasını yaparak Türkiye nüfusunun %55’ine ulaşmaktadır. Ströer Kentvizyon, büyük boyutlu reklam alanlarının satış ve pazarlamasını yapan Citylights ve KOBİ’lere özel açıkhava reklamı satış ve pazarlamasını yapan Semtvizyon markalarının yanı sıra, alışveriş merkezi reklam network’üne sahiptir


görseller artnivo.com sitesinden alınmıştır. Proje ile ilgili kapsamlı detaylara web sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz! 

21 Nisan 2016

HEDWIG AND THE ANGRY INCH

Hoş geldin HEDWIG!

Hedwig Posteri


Müzikallerin hayatımda önemli bir yeri var.  Türkiye'nin en iyi sahne ve aydınlatma tasarımcısı Burcu Aydınalp Egel'in öğrencisi olarak, müzikallere olan ilgim sahne tasarımı eğitimim ile bambaşka bir boyuta varmıştı.O gün bugündür büyülendiğim müzikalleri defalarca izler, şarkılarını müzik oynatma listeme mutlaka eklerim.

Hedwig ile tanışmam yine Ankara yıllarıma dayanıyor. İlk olarak youtube'da "The Origin of Love" videosu ile keşfettiğimi hatırlıyorum. Ardından film versiyonunu izlemiş ve bir Hedwig dövmesi yaptırmaya karar vermiştim. Kısaca özetlemek gerekirse, Hansel isimli babasının tacizleri ile büyüyen karakterimiz Berlin'de duvarın ikiye böldüğü şehrin doğu yakasında yaşıyor. Bir gün bir Amerikan askerine aşık oluyor ve evlenebilmek için geçirdiği cinsiyet değişim ameliyatı başarısız geçince arafta kalan,ikiye bölünmüş bir karakter, yani HEDWIG oluyor. Amerika'ya yerleştiğinde ise hayatı beklediği gibi gelişmiyor, yazdığı felsefe eğitiminden beslendiği sözler ve şarkılar Tommy Gnosis isimli sevgilisi tarafından çalınıyor ve Gnosis bir rock star oluyor. Hedwig varlığını sürdürmeye devam ederken özüne dönüş yolculuğunda eğlenceli, hüzünlü ve şaşırtıcı hikayeleri ile izleyiciyi büyülüyor. Terkedilmiş, hayatı ikiye bölünmüş, asi, kızgın, uçlarda yaşayan bu karakterin film versiyounun IMDB puanı 7.8. Bu kadar yüzeysel anlatımıma bakmayın, film çok çok iyi.

Şarkılarını neredeyse her gün dinlediğim müzikalin Türkiye'de sahneleneceğini duyunca inanılmaz derecede heyecanlandım. Çok yakın zamanda Broadway'de sahnelendiği için oradaki grubun geleceğini sanmıştım ve Kazan Daire'sinin facebook sayfalarından bilgilere ulaşınca yönetmenliği Barış Arman'ın yaptığını ve Hedwig'i Yılmaz Sütçü'nün canlandıracağını öğrendim. John Cameron Mitchell ile inanılmaz derecede özdeşleştirdiğim bir karakteri Neil Patrick Harris'ten izlemek pek keyif vermemişti. Bu yüzden oldukça merakla bekledim 16 Nisan tarihinin gelmesini ve ortaya nasıl bir Hedwig çıkacağını.   

Caddebostan Kültür Merkezi'nin büyük salonunda oyun tam saatinde başladı. Hedwig seyirciler arasından sahneye doğru çığlıklar, alkışlar eşliğinde çıktı. Çok ilginç, herkesin Hedwig'i sevdiği o kadar belirgindi ki; yıllar sonra o çok sevdiğimiz çok iyi tanıdığımız sarışını yeniden görmüş gibi olduk. Hedwig ülkemizde olan bitene oldukça hakimdi. Bu yüzden ağzından çıkan her espri salonda büyük kahkahalar attırdı. Yılmaz Sütçü nasılda sarı saçlı afet HEDWİG olmuştu. 2 saat boyunca hopladı, zıpladı, şarkı söyledi. Şarkılar Türkçe sözlü ve asla insana batmayan bir şekilde çevrilmişti. Yardımcı oyuncu Ayşe Günyüz'ün sesinin güzelliği unutulacak gibi değil. Oyun süresince ritim hiç düşmedi, en duygusal anlarda Hedwig'in titreyen sesi ile içimizi hüzün kapladı, o anlattı biz dinledik. Oyunu herkesin inanarak, severek hazırladığı o kadar belliydi ki; Hedwig'i özümsemiş olmanın enerjisini direk seyirciye aktarıldı. Tanju Babacan tarafından hazırlanan kostümler çok başarılıydı. Hedwig'in  peruklardan oluşan kostümü ve yaptığı espriler bütün salonu gülmekten kırdı geçirdi.  Kostüm konusunda tek gözüme takılan Hedwig'in orkestra arkadaşlarının biraz tema dışı kalmış olmalarıydı.

Basının ilgisinin eksikliğini işin prodüksiyon aşaması olarak algılayabiliyorum hatta bu harika ekibin oyunu sahneleyebilmek için yaşadıklarını Onur Baştürk'ün linkteki yazısında okuyabilirsiniz. Anlayamadığım tek şey Lambda,KaosGL ve diğer  topluluklar neredeydi?  Web sitelerine girince bu oyun hakkında en ufak bir ilan,yazı yok! Destekleri nerede merak etmedim değil. Onur Baştürk'ün yazısında da okuduğunuz tüm bu sponsor ve destek sıkıntılarına rağmen oyun tek kelimeyle mükemmeldi. Bütün salonun avuçları ağrıyana kadar ayakta alkışladığı ekibi en kısa zamanda tekrar izlemek için şimdiden heyecanlıyım. Görüşmek üzere Hedwig!



26 Aralık 2015

Unutulmaz Bir Deneyim: Tasty Cinema

When Harry Met Sally 



Bazı filmler vardır, özellikle karnınız aç ise izlerken canınız filmde gördüklerinizden yemek ister. Ya da öyle bir pasta yapımı sahnesi vardır ki; o an sizde şekerli bir şeyler yemek için evden bile çıkabilirsiniz. "Tasty Cinema" öyle bir etkinlik ki; özel olarak hazırlanmış ve numaralandırılmış kutularda var olan içecek,yiyecek ve objeleri ekrandaki oyuncular ile aynı anda deneyimleme şansı veriyor. 



Tasty Cinema, kendi tanımlamaları ile koku ve tat alma duyularını dahil ederek film izleme keyfine yepyeni bir anlam katan, leziz bir deneyim.
Kanyon Cİnemaximum'da yazarı olduğum Originel Magazine sponsorluğunda gerçekleşen etkinlik için seçilmiş film 1989 yapımı "When Harry Met Sally" idi. İki arkadaşın ilişkilerini konu alan filmde bol bol yemek,içecek ısmarlama ve tüketme sahneleri mevcut. Şef Serra Beklen tarafından hazırlanmış yiyecekler numaralar ile sıralanmış şekilde bir tepsi ile size ikram ediliyor. Herhangi alerjik durumu önleme amaçlı menü önceden size sunuluyor bazı sürprizler dışında numaralandırılmış şişe ve kutularda ne olduğunu biliyorsunuz. Film başlıyor ve ardından bazı sahnelerde ekranda beliren numaralara göre kutunuzu açarak filmdeki aktörler ile aynı anda yeme içme hissi deneyimliyorsunuz. 



Bize sunulan menü oldukça eğlenceli ve güzel cümleler ile başımıza gelecekleri anlatan bir kılavuz görevi gördü. 




Kutulardan en eğlencelisi Sally'nin evlilik vb kavramlar üzerine oldukça dolup, hüngür hüngür ağlamaya başladığında ekranda beliren numaraya ait kutuyu açıp ve içinden gözyaşlarımızı silmek için bir mendil çıkan kutuydu. Bütün salon bu komik detaydan oldukça hoşlandı. 

Eğer denk gelirse kesinlikle kaçırmamanız gereken bir etkinlik olduğunu düşündüğüm "Tasty Cinema" facebook,instagram gibi sosyal platformlardan yaptıkları etkinlikleri güncel olarak paylaşıyor,mutlaka takip edin derim. Aynı zamanda web siteleri için 
Tasty Cinema sitesini inceleyebilirsiniz. 

Ben filmi Tasty Cinema ile izleyerek bir başka keyif aldım, umarım böyle etkinliklerle daha sık karşılaşırız. 


9 Kasım 2015

LACMA- Yağmur Odası

Yağmur altında ıslanmadan yürümek ister miydiniz?  

Yağmur... Kimimiz çok severiz, kimimiz nefret ederiz. Islanmammak için oradan oraya adım atarken, bazısı için ıslanmak büyük keyiftir. "Random International" isimli teknolojik deneyimler sunan kolektif grup Los Angeles Country Museum of Art'ta 100m2'lik bir alana yerleştirdikleri özel kamera sistemi ile izleyicilerin yağmur altında ıslanmadan yürüyebilecekleri bir ortam yaratıyorlar.

Geçtiğmiz bahar gezdiğim LACMA'da ve projesi tanıtılan "Yağmur Odası" ziyarete açıldı. İşte videosu



12 Şubat 2015

Sovyet Otobüs Durakları

Beklenmedik Yerde Ortaya Çıkan Anıtsal Duraklar 



Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağılmasının üstünden neredeyse 25 yıl geçmiş olsa da, ne zaman insan ölçeğinin yüzlerce katı büyüklüğünde, beton dokulu, anıtsal bir bina görsek "Sovyet binaları gibi" bir deyim üretiriz. Bugün mimarlık tarihi kitaplarında bile karşılaşmadığımız onlarca örnek, zamanında bu dev birliğin yer aldığı her bir ülkede zamana karşı direniyorlar. 




SSCB mimarisinin anıtsallığı beni çoğu zaman hüzünlendiriyor; gerek dış formu, gerek kendini tekrar eden iç mekan desenleri o kadar baskın ki, otoriteyi ve gücü her an insan ensesinde hissettiren, kuralcı bir üsluba sahip. Bu farklı his sadece büyük ölçekli yapılarda değil. Şehrin dışı ile bir bağ oluşturan yollarda bulunan otobüs duraklarını arşivlemeye gönül vermiş Christopher Herwig bu duraklardan etkilenip, binlerce kilometre yol yaparak Karadeniz kıyılarından iç kesimlere kadar bir çok otobüs durağını fotoğraflamayı başarmış. 






Bu duraklarla tanışması rastlantısal olsa da, büyük bir araştırma ve 12 yıllık bir serüven olduğunu belirttiği videosunda bu otobüs duraklarına olan ilgisini, sanki hiç bir yerde karşınıza çıkan sanat eserleri olarak yorumluyor. 

Kitap aynı zamanda katı kurallı Sovyet Mimarisinde nasıl oluyorda bu denli varyasyonlar içeren durak tasarımları olduğuna, buna nasıl izin verildiğine de değiniyor. Devam eden projesi için oluşturduğu Faceboook sayfası linki 






Tüm bu yolculuğunu fotoğrafladığı özel basımlı kitabı "Soviet Bus Stops" kısa sürede tükendiği için yenisi basıma hazırlanmak üzere. HERWIGPHOTO ismini verdiği kişisel İnternet sitesinde farklı çalışmalarına da göz atabilirsiniz. 


Şehire uzak bölgelerden her bir durak, şehire bağlanan yollardan, şehire yaklaşan ve uzaklaşan insanlar için birer hatırlatıcı,uyarı anıtı gibi değil mi? 

Ahmet Rüstem Ekici 

Görseller Herwig Photo'ya aittir.


2 Aralık 2014

Ekranlardan KIRMIZI Çıkarılırsa Ne Olur?

Hayat için KIRMIZI Lazım!



Avrupa'nın en düşük "Kan Bağışı" oranına sahip Romanya medya aracılığı ile harika bir kampanyaya imza atarak süper sonuçlar elde ediyor. 

Televizyon,Medya sektörüne hizmet eden biri olarak en kısa zamanda ülkemizde de bu denli duyarlı bir kampanyanın başlamasını çok isterim. Kan bağışı haberinin yayılması için en çok kullandığımız araçlardan biri olan sosyal medya ile daha da güçlenen bu kampanya sayesinde sadece 6 haftada kan bağışı oranında %80 artış oluyor. 

Romanya'da akşam saatlerinde yayına giren "Observator" isimli program desteği ile başlayan ve yayılan kampanya şu şekilde dikkat çekiyor; yayın sırasında kullanılan RGB (red,green,blue) renk kanallarından kırmızı kapatılarak kanın önemine vurgu yapılıyor ve ekran yeşile dönüyor. İnsanlarda sosyal medyada fotoğraflarının rengini değiştirerek bu kampanyaya destek oluyor ve farkındalık yaratıyorlar. 





Kırmızı ile ilgili bir diğer yararlı kampanya ise HIV 'e hastalığının önlenmesine destek, hastalara yardımcı olmak için Apple,i-Tunes ile bir çok uygulamanın kırmızı olması ile geldi. 




Ahmet Rüstem Ekici


22 Kasım 2014

Simon Beck - Kar Sanatı


Simon Beck ve Kar Sanatı 





Kış yaklaşıyor. Ülkemizin Doğu kesimleri karla kaplanmaya çoktan başladı. Yakında yüksek beton kuleli şehrimiz İstanbul'da boş araziler gördüğümüz yerlerde kar birikintileri göreceğiz. Bu birikintilerde en sevdiğim şeyler kargaların, martıların, kedi ve köpeklerin ayak izleri. İlk defa insan ayak izlerini de Simon Beck sayesinde sevdim. 



Simon Beck, Oxford Üniversitesinin Mühendislik Fakültesinden mezun olmasına rağmen doğa sporları aşkı onu başka bir boyuta sürüklemiş. Matematik zekası ile kompleks desenler yaratarak ortaya harika çalışmalar çıkarmış. 

Kar tanelerini hepimiz mikroskobik olarak görmüşüzdür. Her biri birbirinden eşsiz olan bu tanecikler Beck'in çalışmalarında devleşen ölçeklerle bizlere sunuluyor. Kaderleri ise kar tanesinin kaderi ile aynı, yok olmak. Her taneciğin eridiği gibi Beck'in çalışmalarıda sadece fotoğraflarda ve onu gözlemlemiş insanların hafızalarında kalacak. 


Beck çalışmalarını önceden geometrik olarak planlıyor bunu dev yüzeylere saatlerce ve metrelerce yürüyerek uyguluyor. 






Fotoğrafların alındığıSimon Beck'in Facebook sayfasında onun kum, çöl gibi farklı yüzeylerde yine yok olmaya mahkum eserlerini inceleyebilirsiniz. 


Simon Beck ve kum üzerindeki çalışması



Ahmet Rüstem Ekici 



17 Ekim 2014

Hale Tenger ile "Çifte Kavrulmuş" Ezilenlerin Tiyatrosu Atölye Çalışması

Hale Tenger ve Aylin Vartanyan ile "Ezilenlerin Tiyatrosu" Atölye Çalışması



2014 yılı ve blog yazmaya başlamam, hiç kopmak istemeyeceğim sanat ile iç içe insanlar ile bir arada olmama yardımcı oldu. Bu senenin en verimli etkinliği, üstünden günler geçmesine rağmen hala etkisinde olduğumu hissettiğim "Ezilenlerin Tiyatrosu" atölye çalışmasına katılmam. Yakında bahsedeceğim "The Moving Museum İstanbul" gibi harika bir mekanda gerçekleşen atölye çalışmasında, çalışmalarını çok sevdiğim sanatçı Hale Tenger ile aynı mekanda fikirler üretme şansı yakaladım. Aylin Vartanyan'ın direktörlüğünde gerçekleşen bu atölye çalışmasını her düşündüğümde, empati ve sempati olgularını kanımıza kadar işleyen bu tiyatro biçimi acaba okullarda, devlet dairelerinde, büyük iş merkezlerinde herkese sunulsa dünya kim bilir ne kadar değişir. 



10 Ekim Cuma Akşamı "The Moving Museum" mekanında buluşuyoruz. Gitmeden önce  hiç tanımadığım insanlarla aynı ortamda bulunmanın gerginliği dışında "tiyatro" ile ne kadar alakalıyım gibi sorular ve sorunlarla mekana doğru yaklaşıyorum. İçeride rahatlatıcı bir tütsü kokusu, gri bulutların güneş ışığını filtreleyerek aydınlattığı mekan ve pozitif duruşları ile korkunç hiç bir şey olmayacağını garantileyen Aylin Vartanyan ve Hale Tenger. Yavaş yavaş toparlanıyoruz ve konuşma, tanışma faslı başlıyor. 



Ezilenlerin TiyatrosuPaulo Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi kuramından yola çıkarak Augusto Boal’in oluşturduğu bir tiyatro kuramıdır. (bilgi linki) . Aylin Vartanyan bu tiyatroya gerçekten gönlünü vermiş bir eğitmen. Yurtdışında bizzat bu tiyatronun doğduğu yerlerde çalışmalara katılmış ve Boğaziçi Üniversitesi'nde derslerinde bu tiyatroyu uygulayan bir eğitmen.   Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayımlanmış kitabın tanıtım bülteninde ise "Augusto Boal'in artık klasikleşmiş eseri sayılan bu kitapta, yazar, tiyatronun zorunlu olarak politik olduğunu savunmaktadır. Çünkü insanın eylemleri politiktir ve tiyatro da onun eylemlerinden biridir. Boal'in yaklaşımının temelinde, herkesin rol yapabileceği ve teatral icra alanının sadece profesyonellere ait olmadığı düşüncesi yatar. 'Oynamak' kavramı, hem 'rol yapmak' hem de 'eyleme geçmek' anlamıyla Boal'in çalışmalarının merkezine yerleşmiştir. Boal'e göre tiyatro, insanın özgürleşmesi için etkili bir silahtır. " yazıyor.Tiyatro türü hakkında teknik bilgiyi farklı kaynaklarda okuyabileceğiniz için tamamen kişisel deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.



Atölye çalışmasına katılan grubumuzun hepsi yaratıcı, sanat ile iç içe olan ve her yaş aralığından olan insanlardı. İlk çalışmalarda çeşitli koordinasyon hareketleri ile vücudunuzun çalışma mekanizması ile yüzleştik. Ardından bizlere dağıtılan kağıtlarla bir kaos yaratmamız istendi,herkes kağıdını buruşturdu,yırttı, yıprattı ve ardından bir yanımızdaki ile kağıtlarımızı paslaştık. Her bireyden eline aldığı kağıt ile barışması istendi, bunun amacı aslında ne kadar bazı şeyleri düzeltmeye çalışırsak çalışalım, hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı ve var olan durumu kabullenmemiz gerektiği. 


Bu çalışmalar diğer 2 gün sabah 10 ve akşam 5 arası çeşitli konular ile devam etti. Yaptığımız her hareket,bir başka harekete ve bu hareketler zinciri git gide replikleri olan bir tiyatroya dönüştü. Hepsinin kapısı aslında aynı yöne götürüyor bizi. Kabullenme,yerine koyma,pozitif değiştirme ve çözümleme. Tiyatro çalışmasının ardından sanki her negatif durumda o kapının orada olduğunu ve açıp açmamanın, durumu çözmeye çalışmanın size kaldığını hissediyorsunuz. Bu atölye sizi bu durumla yüzleştiriyor. Hiç tanımadığınız insanlarla bir anda kaynaşıyorsunuz. Özellikle "ayna" temalı çalışmalarda yönetmenin ve yönetilenin yerinde karşılıklı olarak ikisi arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ile yüzleşiyorsunuz. Hepsinin ardından "nasıl düzeltebilirim ?" sorununa yaklaşımlarınızla beyninizi zorluyorsunuz. Harika yorumlamalar ve yaklaşımlar ile farklılıkları kabul ediyorsunuz. Kendinizi tanıyorsunuz. 



Cumartesi gecesi oldukça yoğun şekilde tüm gün ne kadar çok şey yaşadığımı hissederek geçirmiştim ve o an aklıma tüm yaptıklarımızın birer çözümleme olduğu ama çözülüp, ayrılmak yerine tüm farklılıklarımızla bir arada saygı içerisinde bulundurarak bir çözümleme sunduğunu hissetmiştim. İkinci gün tiyatro bittiğinde gerçek anlamda bir barışma hissi ile ayrıldım binadan, hiç tanımadığım insanlarla yıllardır birlikteymişim gibi hisler ile ayrıldım sanki hepsi kardeşlerim,ablalarım,arkadaşlarımdı. Yabancılaşma hissi tamamen bitmişti. 



Yazının başında dediğim gibi, toplumlar bu tiyatro ile tanıştırılsa kesinlikle ama kesinlikle insanlar bambaşka olacakları için dünya da bambaşka bir yer olabilir gibi güçlü bir söylemde bulunmak istiyorum. Çünkü gündelik hayatta hemen hemen her yerde eziliyoruz. Ezilmelerimizin en büyük nedeni empati kuramamak ve kabullenmemek. Bu atölyede birbirinizi dinliyorsunuz, birbirinizin sorunlarına yaklaşıyorsunuz, çözüm bulmaya çalışıyorsunuz ve farklılıklarınızı kabulleniyorsunuz.


Hale Tenger'e, The Moving Museum İstanbul'a, Aylin Vartanyan'a ve katılımcı tüm arkadaşlara bu harika deneyim için tekrar çok teşekkür ediyorum.  İnsanları yargılamayın , yargılamak zorunda kaldığınız durumlarda empati ve sempati süzgecinden geçirmeyi unutmayın fikirlerinizi, yoksa Rahibe Teresa'nın dediği gibi; "İnsanları yargılarsanız, onları sevmeye vaktiniz kalmaz". 


Ahmet Rüstem Ekici 
Copyright © 2015